KÜLTÜR
Giriş Tarihi : 04-11-2020 09:06   Güncelleme : 04-11-2020 09:06

EN İYİ AĞAÇ YOKTUR EN İYİ İŞÇİLİK VARDIR

Değerli insan Haluk Cömertel, beni bir klarnet ustasıyla tanıştırmak istediğini söyledi ve buluştuk. Gittiğimiz yer Rekor Müzik, ustamız ise Ramazan Kor'du. Rekor Müzik'i bilmeyen yoktur belki ama hikayesini dinlemek bana bugüne kısmetmiş. Ve anladık ki 'en iyi ağaç yokmuş en iyi işçilik varmış'

EN İYİ AĞAÇ YOKTUR EN İYİ İŞÇİLİK VARDIR

Büşra EKİM

Ramazan Bey, aynı zamanda Bursa Dağıstan Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı. Ve gittiği Jethro Tull konser biletini hala sakladığını da ilave edeyim :)

Büşra Ekim: Haluk ağabeyciğim, seni sevgili dostum Can Ahmet Vural sayesinde tanıdım. Senin sayende de bugün Ramazan Bey'i tanıyorum. Ramazan Bey'i önce senden dinlemek isterim.

Haluk Cömertel: Sevgili Can kardeşimize de selam olsun. Sevgili Büşra kardeşim, ben babamın ayakkabıcılık  işi dolayısı ile  Okçular Çarşısı'nda büyüdüm. Esnafın, tabi eski esnafın çoğunu tanırım ki onlardan bir elin parmaklarından daha az kaldı maalesef. Ramazan kardeşim de o eski çarşı esnafından. 40 yıldan fazladır dostluğumuz devam ediyor. Ramazan ustamız, Okçular Çarşısı'nda atölye kurduğunda ben yüksek okul öğrencisiydim. 80 öncesi yanılmıyorsam. Atölyenin bulunduğu küçük pasajda ayakkabıcılar, terzi, radyo tamircisi, makine tamircisi arkadaşlar da vardı. Bir gün pasajın önünden geçerken, klarnet sesleri dikkatimi geçti. Esnafın tümünü bildiğim için anlam veremedim. Pasaja girdim ben yaşlarda biri klarnet çalıyor. Dükkan da 10 -15 m2, pek bir şey gözükmüyor. Kolay gelsin, hayırlı işler filan. Samimiyet ilerledikçe, ne kadar özel bir konu olduğunu anlamaya başladım. Bir oksijen kaynağı, bir küçük motor ki onunla neler becerebildiğine şaşardım. Ustalığına, sanatkarlığına zaten hiç bir şüphe yok ama beni insani yönden ayrıca çok etkilemiştir. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, kendine güveni, hatırnazlığı gibi daha bir çok iyi özellik sayabilirim. Çocuklarımızı da beraber büyüttük. Pikniklere beraber gittik, halı saha maçlarımız efsaneydi... Hayat zamanla zorlaşıyor , insan geçim derdine düşüyor, dostlarla yollar ayrılıyor ama biz kopmadık şükür ki.

Büşra Ekim: Sizi tanıyabilir miyiz Ramazan Bey?

Ramazan Kor: Ben çocukluğumu köyde yaşadım. Manyas - Yayla Köyü eski adıyla Dümberez Köyünde doğdum. Dağıstan'tan göç etmiş bir ailenin bütün fertlerinin yaşadığı büyükçe bir köydü o zamanlar. 1878 yılında Dağıstan'dan gelen lezgilerin kurduğu köy. Bizim dedelerimiz medresede hocaymış orada. Köyden 1967 yılında İstanbul'a geldim.

İSTANBUL'UN EN  GÜZEL ZAMANLARIYDI...

Büşra Ekim: 60'lı yılların İstanbul'u nasıldı peki?

Ramazan Kor: Harika bir İstanbul! İstanbul'un en güzel zamanlarıydı. İstanbul beyefendilerini Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde çok gördüm... Kırsaldan geliyorsun, amcan müzik profesörü. Amcam deyince, babamın amcasının oğlu. Onun da bir oğlu var Metin. Şu an Urla'da yaşıyor. Bağdat Caddesi'nde oturuyorlar. Kızıltoprak, Caddebostan, Suadiye, Bostancı bizim gençliğimizin geçtiği yerlerdi. Barıç Mançoların, Kurtalan Ekspreslerin, Cem Karacaların o popüler olduğu dönemlerdi.

Dağıstan şu an kendi kültürünü çok iyi yaşıyor.

Büşra Ekim: Dağıstan kültürü ve size etkileri neler oldu peki ?

Ramazan Kor: Önce yaşadığın topraklara saygı, bayrağa saygı, anne babaya saygı ve çevreye saygı. Bunlar bizim olmazsa olmazımız. Kafkas kültüründe, aile kültürümüzde bir kurumsallık vardır aslında. Büyüğü, küçüğü biliriz, sayarız severiz. Komşuluk çok önemlidir. Ben ağabeyimin yanında bacak bacak üstüne atamam hala. Çocuklarıma da aynı eğitimimi verdim.

Bizim dilimiz Lezgicedir. Dedelerimizden duyduk, öğrendik. Dağıstanla ilişkilerimiz devam ediyor ve aktif olarak Lezgice konuşuruz.

Dağıstan şu an kendi kültürünü çok iyi yaşıyor. Bir Özerk Cumhuriyet, iç işlerini kendi halkı idare ediyor, dış işlerinde Rusya'ya bağlı. Herkes kendi dilinde eğitimini alıyor, 30 etnik grup var şu an. Bunların yirmisi kendi dilinde konuşuyor, 12 dilde resmi eğitim var.

MÜZİK PROFESÖRÜ AMCAM

Büşra Ekim: Amcam müzik profesörüydü dediniz. Amcanızı anlatır mısınız?

Ramazan Kor: Amcam 1911, İstanbul doğumlu. Babası, Kasımpaşa Orduevi'nde Osmanlı Albayı. Amcam İtalyan mektebini okuyup, Roma üniversitesine gitti. Roma Üniversitesi'nden sonra, Paris'te konservatuar bitiriyor. İstanbul'a döndüğünde İstanbul Radyosuna müdür yapıyorlar ama çok az bir maaş veriyorlar tabi o zamanın şartlarında. O da düşünüyor, bunca eğitimi bu para için mi aldım diye. 152 lira! 1948'li yıllar! Radyodan istifa ediyor. Osmanlı Kaftanları diye bir kitap ve orotaryo hazırlıyor. Klarnet üstadı Şükrü Tuna ile iletişim kuruyor. Ve Türkiye'de klarnet eksiği var o zamanlar. İtalya'ya gidiyor, Milano'da bir usta buluyor ve ustayı alıp İstanbul'a dönüyor 1952 yılında.

Milano'dan gelen usta ile klarnet imalatına başlıyor.

Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde bir atölyede imalata başlıyorlar. Türkiye'de ilk klarnet imalatı böylelikle başlıyor. O klarnetler bize hala bakıma geliyor. Sol klarnet tabi bunlar, Türk müziğine uygun olan odur. Boy olarak da en büyüğüdür. Si bemol klarnet Batı'ya uygundur. Bando, jazz ve senfonilerde kullanılır. Bir süre imalatı çok iyi götürüyorlar. İyi bir konuma gelip, tanınıyorlar. İtalyan usta ülkesine geri döndükten sonra amcam devam ediyor. Ben de 1968 yılında ilk klarnetle tanıştım. Hem okula gidiyoruz hem de çıraklık yapıyoruz. O süreçte ben çok meraklı ve gayretliydim. Amcam çıraklık eğitimi görmemiş, sanat okuluna gitmemiş ancak metal bir pirinç borudan enstrüman elde etmiş, büyük bir başarı. Tabi teknolojiyi çok ön plana çıkaramamış. Elde bir şeyler yapmış hep. Ben de o noktada tabi daha genç jenerasyonuz, 45 yıl yaş farkı var aramızda. Ben yenilik getirdiğimde kabullenmezdi. Sonradan hoşuna gidiyordu tabi. Bu gayet normal bir şey. Müşterinin parmak yapısına uygun işler yaptım mesela. Talepler doğrultusunda üretim yaptık. Bunun standardı budur, demedim hiçbir zaman.

Büşra Ekim: Siz nasıl devam ettiniz peki yola?

Ramazan Kor: Gel zaman git zaman biz orada bayağı öğrendik. Ailem Bursa'da o zamanlar. Köyden Bursa'ya gelmişiz, burada tutunmaya çalışıyoruz. Amca oğlum Metin Cenkmen ile beraber biz kendi içimizde yaşıyorduk. Amcam evin üst katında yapardı imalatı, Göztepe'de. Yengem de imalata destek verirdi, moda tasarımcısıydı, terziydi. Yengem, bana annemi aratmamış çok çok iyi bir insandı.

Gel zaman git zaman amcamın yanından ayrıldım. Abimin, lastik işi yaptığı bir iş yeri vardı. Bir süre onun yanında çalıştım. Sonra artık Okçular'daki pasajda maceramız başladı. Ocak 1978. Günde beş saat elektrikler kesilirdi. Komşularla sohbet, muhabbet zaman geçirirdik o zamanlarda da. 90'lı yıllara kadar amcam da devam etti sonra bıraktılar. Marmara Bölgesi'ndeki bütün nefesli çalgılar, hiç tamir görmemiş tamirci yok, atölye yok. Adam lastikle bağlamış, telle bağlamış. O süreçte biz çok hızlı toparlandık ekonomik anlamda da. Sanatını satıyorsun sonuçta. Üretimle ilgili aşamaya rahat geçtik.

Bizim sektörümüz sektör de diyemiyoruz aslında çünkü organize edilmiş bir çatısı olmadı maalesef. Herkes kendi çabasıyla, emeği ve öz sermayesiyle bir noktaya geldi. Türkiye geneli için bu böyle. Kırılgan bir ekonomimiz var malum. Ufacık bir şeyde en çok etkilenen sektörlerin başındayız biz. Zaruri bir hizmet görülmediğinden diyelim. Bizim meslek gömleklerin en son düğmesi. Yani biz işimizi severek yapıyoruz yoksa sadece ticari yaklaşarak yapılmaz.

Bir sevgi var, emek var, geçmişten gelen bir mecburiyet var. Mecburiyet nedir, bizim ürettiğimiz enstrümanlar Türkiye'de yaklaşık yetmiş yıl diyeyim, bizden önceki ustam, amcam onlardan dolayı şu an ekonomik anlamda imalatımızla ilgili büyük sıkıntılar yaşıyor olsak da yine de direnmeye çalışıyoruz. Uzak Doğu'dan gelen ürünler bizim belimizi kırdı tabiri caizse. Yıllardır popüler olan, metal sol klarnet şu anda Çin'den gelen hiç hijyenik ve sağlıklı olmayan maddeler içeren, plastikten yapılmış klarnetler tercih ediliyor. İnternet sitelerinde gençleri ikna etmek için daha kaliteli gösterilse de ben onlara çamaşır leğeni diyorum. Bundan dolayı biz imalatçılar zorlanıyoruz. Bir bağlama, bir ud imalatçısı, bir kanun imalatçısı alternatifi olmadığı için bir şekilde devam ediyor ama bizler zorlandık bu noktada. Mecburiyet oluştu, bırakamadık bu işi. Şu anda dördüncü nesil ustamız Hüseyin Ünol devam ediyor yirmi beş yıldır. Çocuklarımız benim bu uğraşımı görünce istemediler, oturmadılar tezgahın başına. Çocuklardan biri alsın isterdim. Onlar da teknolojiyle buluştursun isterdim. Haluk hocamla da bazı ar - ge çalışmalarını yaptık ama ithalat şartları bizi durdurdu.

İstanbul'da Bağdat Caddesi 1971 - 1972'lerde Kurtalan Ekspres dağıldığında, orkestranın malzemeleri kaldı. Bir orkestramız vardı bizim de. O malzemeleri biz almıştık.

Amcamla beraber İtalya ve İsviçre'nin civarını dolaştık üç ay kadar. Hem malzeme almak hem de gezmek için gittik. 1974 yılında bir Murat 124 ile gittik. 1 Mayıs'ta Belgrad'da Kızılordu kutlamalar yapıyordu gözümün önüne geldi şimdi.

Büşra Ekim: Bir klarnet imalatının aşamaları nelerdir peki?

Ramazan Hor: Tamamen bir pirinç boru düşünün. Biz tasarlıyoruz. Dışarıdan alınacak bir malzeme yok. Hepsini sen üreteceksin, tasarlayacaksın. Malzemelerin başka bir iş için kullanılması söz konusu değil. Malzemeler gümüş kaynakla birleştirildikten sonra, nikelaja gider parlatmaya. Krom kaplanıyor, sonra monte edilip hazır hale geliyor. Saz, kamış, deri, mantar, bakır, gümüş kullanılıyor.

REKOR MÜZİK

Büşra Ekim: Peki ya Rekor Müzik?

Ramazan Kor: Kur vadisi Kor olarak soyadımız olmuş. Rekor müzik oradan geliyor.

Klarnetle mesela gitar takası yaparak mağaza fikri doğdu. Nilgün İş Hanında başladım. Ekonominin de hızlı gittiği dönemlerdi ta ki Körfez Krizi başlayana kadar. Ekonomi sendeledi ama yine devam etti. Bursa'nın ilk müzik mağazası Şan Müzik Eviydi. Emekli bir albayındı. Oğlu da doktordu, hala sağdır. Basak Caddesi'nde eski bir ahşap evin altındaydı. Benim klarnetlerimi de satıyordu ben imalat yaparken. Ben de ondan birkaç enstrüman daha alınca, bir vitrin yapmış olduk. Kor Müzikti o zaman. Sonra Rekor Müzik olarak markalaştık.

Öyle olunca da kavalından, sipsisinden, neyinden, davuluna hepsini bulabilir hale geldi insanlar.

...

 

Merakımdan sordum Ramazan Bey'e; "En iyi bağlama hangi ağaçtan olur?" diye.

Bütün sohbetimizin özü olan, ustalığın önemine dair o cevap geldi;

"En iyi ağaç yoktur, en iyi işçilik vardır."

Haluk ağabeye, hem bu tanışma hem de çektiği güzel fotoğraflar için teşekkürlerimle.