Bursaspor, bir kez daha teknik direktörlük değişikliğine gitti. Tahsin Tam yerini Mustafa Er’e bıraktı. Alınan galibiyetten sonra teknik direktör değişikliğine uzun süredir şahit olmamıştık. Yönetimden hiç kimse Tahsin Tam için eleştirel yaklaşımda bulunmamalı zira bir iki yıl sonra yeniden takımın başına getirilebilir. Ben rahmetli İlhan Cavcav’ın Gençlerbirliği’nde iki haftada bir teknik direktör değiştirildiğini görüp şaşırırdım.
Bursaspor’un son yıllarda neredeyse her kriz anında teknik direktör değişikliğine gitmesi, sorunun kaynağını yanlış yerde aradığını gösteriyor. Futbol tarihi bize defalarca şunu kanıtladı: Başarı, sabır ve istikrarın yan ürünüdür. Sir Alex Ferguson, Manchester United’da ilk yıllarında kupasız sezonlar geçirdi; bugün ise kulüp tarihinin mimarı olarak anılıyor. Arsène Wenger, Arsenal’da inişli çıkışlı dönemler yaşamasına rağmen kulübün oyun kültürünü ve kurumsal kimliğini inşa etti. Jürgen Klopp’un Liverpool’u, ilk sezonlarında eleştirilirken yönetimin arkasında durması sayesinde Avrupa ve İngiltere’nin zirvesine çıktı. Diego Simeone, Atletico Madrid’de yıllardır aynı teknik adamla istikrarın nasıl rekabet avantajına dönüştüğünün canlı örneği. Sürekli teknik direktör değiştiren kulüpler ise ne oyun felsefesi oluşturabiliyor ne de genç oyuncu gelişiminde süreklilik sağlayabiliyor. Her yeni teknik adam, yeni bir sistem, yeni talepler ve yeni bir adaptasyon süreci demek; bu da zaman ve kaynak kaybı anlamına geliyor. Bursaspor’un ihtiyacı, her mağlubiyette dümeni kırmak değil, uzun vadeli bir plan etrafında teknik ekibe güvenmek. Çünkü futbol, kısa vadeli reflekslerle değil, sabırla kazanılan bir oyundur.
Bursaspor’da teknik direktörlük öncesi kulislerde dolaşan söylentilerin ve dedikoduların kısa süre içinde gerçeğe dönüşmesi beni şaşkına çeviriyor ve doğal olarak “bu süreçler ne kadar masum?” sorusunu düşünmeme neden oluyor. Henüz resmi bir kriz yokken ortaya atılan isimler, başarısızlık senaryoları ve “değişim şart” söylemleri, çoğu zaman kamuoyu baskısı yaratmakla kalmıyor; kulübün iç dinamiklerini de zehirliyor. Bu noktada belirli çevrelerin sportif başarıdan çok kendi etkilerini, nüfuzlarını ya da dolaylı çıkarlarını artırma peşinde olduğu şüphesi güçleniyor. Dünya futbolunda da benzer örnekler var: Sürekli teknik direktör değiştirilen kulüplerin arka planında çoğu zaman menajer ilişkileri, kısa vadeli kazanç hesapları ve güç mücadeleleri yer alıyor. Oysa istikrar, bu tür rant alanlarını daraltan en önemli unsurdur. Sürekli kaos üreten bir ortamda ne teknik ekip sağlıklı çalışabilir ne de futbolcular sahaya odaklanabilir. Bu nedenle tartışmayı sadece “hoca gitsin mi kalsın mı” ekseninde yürütmek eksik kalır. Asıl mesele, kulübün karar mekanizmalarının dedikoduya değil akla dayanmasıdır. Başkanın ve yönetimin, günlük söylentilerle değil uzun vadeli bir vizyonla hareket edebilmesi için rahat bırakılması gerekir. Bursaspor ancak bu baskı ikliminden kurtulursa yeniden ayağa kalkabilir. Sürekli teknik direktör değiştirmek kurumsal kimliğimizin bir parçası olmamalı.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Serkan Gürlük
Kurumsallıktan Uzaklaşılmamalı
Bursaspor, bir kez daha teknik direktörlük değişikliğine gitti. Tahsin Tam yerini Mustafa Er’e bıraktı. Alınan galibiyetten sonra teknik direktör değişikliğine uzun süredir şahit olmamıştık. Yönetimden hiç kimse Tahsin Tam için eleştirel yaklaşımda bulunmamalı zira bir iki yıl sonra yeniden takımın başına getirilebilir. Ben rahmetli İlhan Cavcav’ın Gençlerbirliği’nde iki haftada bir teknik direktör değiştirildiğini görüp şaşırırdım.
Bursaspor’un son yıllarda neredeyse her kriz anında teknik direktör değişikliğine gitmesi, sorunun kaynağını yanlış yerde aradığını gösteriyor. Futbol tarihi bize defalarca şunu kanıtladı: Başarı, sabır ve istikrarın yan ürünüdür. Sir Alex Ferguson, Manchester United’da ilk yıllarında kupasız sezonlar geçirdi; bugün ise kulüp tarihinin mimarı olarak anılıyor. Arsène Wenger, Arsenal’da inişli çıkışlı dönemler yaşamasına rağmen kulübün oyun kültürünü ve kurumsal kimliğini inşa etti. Jürgen Klopp’un Liverpool’u, ilk sezonlarında eleştirilirken yönetimin arkasında durması sayesinde Avrupa ve İngiltere’nin zirvesine çıktı. Diego Simeone, Atletico Madrid’de yıllardır aynı teknik adamla istikrarın nasıl rekabet avantajına dönüştüğünün canlı örneği. Sürekli teknik direktör değiştiren kulüpler ise ne oyun felsefesi oluşturabiliyor ne de genç oyuncu gelişiminde süreklilik sağlayabiliyor. Her yeni teknik adam, yeni bir sistem, yeni talepler ve yeni bir adaptasyon süreci demek; bu da zaman ve kaynak kaybı anlamına geliyor. Bursaspor’un ihtiyacı, her mağlubiyette dümeni kırmak değil, uzun vadeli bir plan etrafında teknik ekibe güvenmek. Çünkü futbol, kısa vadeli reflekslerle değil, sabırla kazanılan bir oyundur.
Bursaspor’da teknik direktörlük öncesi kulislerde dolaşan söylentilerin ve dedikoduların kısa süre içinde gerçeğe dönüşmesi beni şaşkına çeviriyor ve doğal olarak “bu süreçler ne kadar masum?” sorusunu düşünmeme neden oluyor. Henüz resmi bir kriz yokken ortaya atılan isimler, başarısızlık senaryoları ve “değişim şart” söylemleri, çoğu zaman kamuoyu baskısı yaratmakla kalmıyor; kulübün iç dinamiklerini de zehirliyor. Bu noktada belirli çevrelerin sportif başarıdan çok kendi etkilerini, nüfuzlarını ya da dolaylı çıkarlarını artırma peşinde olduğu şüphesi güçleniyor. Dünya futbolunda da benzer örnekler var: Sürekli teknik direktör değiştirilen kulüplerin arka planında çoğu zaman menajer ilişkileri, kısa vadeli kazanç hesapları ve güç mücadeleleri yer alıyor. Oysa istikrar, bu tür rant alanlarını daraltan en önemli unsurdur. Sürekli kaos üreten bir ortamda ne teknik ekip sağlıklı çalışabilir ne de futbolcular sahaya odaklanabilir. Bu nedenle tartışmayı sadece “hoca gitsin mi kalsın mı” ekseninde yürütmek eksik kalır. Asıl mesele, kulübün karar mekanizmalarının dedikoduya değil akla dayanmasıdır. Başkanın ve yönetimin, günlük söylentilerle değil uzun vadeli bir vizyonla hareket edebilmesi için rahat bırakılması gerekir. Bursaspor ancak bu baskı ikliminden kurtulursa yeniden ayağa kalkabilir. Sürekli teknik direktör değiştirmek kurumsal kimliğimizin bir parçası olmamalı.