Ülkemize şimdilerde sempatiyle bakan ama öncesinde devlet erkanının deyişiyle fötönün finansörü BAE ve diğer Ortadoğu Arap yarımadasındaki ülkelerin bize bu kadar hoş görüyle yaklaşması her başımız sıkışınca yanımızdaymış gibi görünmelerinin altına neler yatıyor demekten kendimim alamıyorum. Ülkedeki emlak fiyatlarının artışlarındaki, kira bedellerindeki artışların birinci derece sorumlusu bu Arap yarımadası ülkeleri olduğu konusunda pek insan insan fikir birlikteliğindedir. Her sıkıştığımızda sırtımızı sıvazlayan istediklerimizi veren bu ülkeler gerçekte bize yardım mı ediyorlar yoksa başka planların içindeler mi bekleyip görmek gerekiyor.
Malum yıllara geri dönüp baktığımız zaman İngiliz Lawrence'la bir olup tarihte bize karşı oynadıkları ve takındıkları düşmanca tutum unutulmamalıdır. Halkımızın büyük çoğunluğunun düzensiz göçmenlerden ve mülkiyet karşılığı vatandaşlık alan Araplardan olan rahatsızlığı ortayken yeni haklar ve ayrıcalıklar verilmesi halkımızdaki rahatsızlığı artıracağı unutulmamalıdır. Geçen gün yaşadığım bir olayı da aktarmak istiyorum. İkamet ettiğimiz sitede pek çok Suriyeli, katarlı insan var. Akşam biraz basket oynayalım dedim. Basketbol sahasına gittiğimizde futbol oynayan bir sürü çocuk var. Konuşmalarından yabancı oldukları belli. Biz basket atmaya başlayınca bir şeyler söylemeye başladılar bizde işaretle burasının basketbol sahası olduğunu söyledik çıktılar. O sırada iki tane çocuk geldi. Amca bizi Araplar bizi sahaya sokmuyor oynayamıyoruz bizde oynasak dediler. Çocukların o hallerini görünce öz yurdunda garipsin öz yurdunda parya dizeleri aklıma geldi. Tam bu olay sırasında bir arkadaşımdan yılarca birlikte müdürlük yaptığımız bir dostum arkadaşım kardeşim Serdar’ın bana gönderdiği yazı bu konuya çuk oturdu.
Anadolu’da kurtlar bir belalıdır demiş ve devam etmiş büyük usta Yaşar Kemal…
Bir kurt, koyun veya keçi sürüsüne dalar…
Sadece bir tanesini alır götürür ancak bütün sürüyü parçalar…
Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur...
Koyundan, keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine kurt girmişse çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır…
Bu nedenle kurt gittikten sonra, sabah olduğunda sürü sahipleri gördükleri manzara karşısında donar kalır ve içleri kurda karşı kinle, öfkeyle dolar…
Bu durumda köylü, kurttan öcünü almak ister…
Atlarına binerler, köpeklerini, iplerini alırlar, kurt avına çıkarlar…
Kurtları intikam için diri yakalamaktır en büyük amaçları…
Usulünü de bilirler ve sonuçta kurtları diri diri yakalarlar…
Kin bağladıkları, öç almak istedikleri kurda bir fiske bile vurmazlar…
Kurdu hiç incitmezler…
Yalnız sağlam bir telle ya da kirişle kurdun boğazına bir çıngırak takarlar ve kurdu okşayarak, sırtını sıvazlayarak ve sevecenlikle öperek salıverirler…
Boğazı çıngıraklı kurt sevinerek, koşarak ayrılır köylülerden…
Ancak çıngıraklı kurt hiçbir canlıya yaklaşamaz çünkü çıngırak sesini duyan her hayvan önceden kaçar, kurt ise boğazında çıngırak, bozkırlar boyunca, dağlar boyunca boşu boşuna koşar durur…
Sonunda kurt dağlarda açlıktan önce yavaş yavaş zayıflar, sonra zayıflıktan güçsüz düşer ve sonunda bağıra, bağıra, bağıra ölür…
Bu, insan aklına gelen işkencelerin, zulümlerin en korkunçlarından birisidir…
Kurt ancak aç kalınca anlar boynuna çıngırak geçirilirken kendisini okşayanların, sırtını sıvazlayanların ve kendisini sevencenlikle öpenlerin niyetini…
Ancak çoktan iş işten geçmiştir…
Bilmem anlatabildim mi?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şerafettin Şaşmaz
Kurdun hikayesi
Ülkemize şimdilerde sempatiyle bakan ama öncesinde devlet erkanının deyişiyle fötönün finansörü BAE ve diğer Ortadoğu Arap yarımadasındaki ülkelerin bize bu kadar hoş görüyle yaklaşması her başımız sıkışınca yanımızdaymış gibi görünmelerinin altına neler yatıyor demekten kendimim alamıyorum. Ülkedeki emlak fiyatlarının artışlarındaki, kira bedellerindeki artışların birinci derece sorumlusu bu Arap yarımadası ülkeleri olduğu konusunda pek insan insan fikir birlikteliğindedir. Her sıkıştığımızda sırtımızı sıvazlayan istediklerimizi veren bu ülkeler gerçekte bize yardım mı ediyorlar yoksa başka planların içindeler mi bekleyip görmek gerekiyor.
Malum yıllara geri dönüp baktığımız zaman İngiliz Lawrence'la bir olup tarihte bize karşı oynadıkları ve takındıkları düşmanca tutum unutulmamalıdır. Halkımızın büyük çoğunluğunun düzensiz göçmenlerden ve mülkiyet karşılığı vatandaşlık alan Araplardan olan rahatsızlığı ortayken yeni haklar ve ayrıcalıklar verilmesi halkımızdaki rahatsızlığı artıracağı unutulmamalıdır. Geçen gün yaşadığım bir olayı da aktarmak istiyorum. İkamet ettiğimiz sitede pek çok Suriyeli, katarlı insan var. Akşam biraz basket oynayalım dedim. Basketbol sahasına gittiğimizde futbol oynayan bir sürü çocuk var. Konuşmalarından yabancı oldukları belli. Biz basket atmaya başlayınca bir şeyler söylemeye başladılar bizde işaretle burasının basketbol sahası olduğunu söyledik çıktılar. O sırada iki tane çocuk geldi. Amca bizi Araplar bizi sahaya sokmuyor oynayamıyoruz bizde oynasak dediler. Çocukların o hallerini görünce öz yurdunda garipsin öz yurdunda parya dizeleri aklıma geldi. Tam bu olay sırasında bir arkadaşımdan yılarca birlikte müdürlük yaptığımız bir dostum arkadaşım kardeşim Serdar’ın bana gönderdiği yazı bu konuya çuk oturdu.
Anadolu’da kurtlar bir belalıdır demiş ve devam etmiş büyük usta Yaşar Kemal…
Bir kurt, koyun veya keçi sürüsüne dalar…
Sadece bir tanesini alır götürür ancak bütün sürüyü parçalar…
Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur...
Koyundan, keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine kurt girmişse çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır…
Bu nedenle kurt gittikten sonra, sabah olduğunda sürü sahipleri gördükleri manzara karşısında donar kalır ve içleri kurda karşı kinle, öfkeyle dolar…
Bu durumda köylü, kurttan öcünü almak ister…
Atlarına binerler, köpeklerini, iplerini alırlar, kurt avına çıkarlar…
Kurtları intikam için diri yakalamaktır en büyük amaçları…
Usulünü de bilirler ve sonuçta kurtları diri diri yakalarlar…
Kin bağladıkları, öç almak istedikleri kurda bir fiske bile vurmazlar…
Kurdu hiç incitmezler…
Yalnız sağlam bir telle ya da kirişle kurdun boğazına bir çıngırak takarlar ve kurdu okşayarak, sırtını sıvazlayarak ve sevecenlikle öperek salıverirler…
Boğazı çıngıraklı kurt sevinerek, koşarak ayrılır köylülerden…
Ancak çıngıraklı kurt hiçbir canlıya yaklaşamaz çünkü çıngırak sesini duyan her hayvan önceden kaçar, kurt ise boğazında çıngırak, bozkırlar boyunca, dağlar boyunca boşu boşuna koşar durur…
Sonunda kurt dağlarda açlıktan önce yavaş yavaş zayıflar, sonra zayıflıktan güçsüz düşer ve sonunda bağıra, bağıra, bağıra ölür…
Bu, insan aklına gelen işkencelerin, zulümlerin en korkunçlarından birisidir…
Kurt ancak aç kalınca anlar boynuna çıngırak geçirilirken kendisini okşayanların, sırtını sıvazlayanların ve kendisini sevencenlikle öpenlerin niyetini…
Ancak çoktan iş işten geçmiştir…
Bilmem anlatabildim mi?