Bir önceki yazımda kötü karakterli rolün oyuncunun gerçek hayatına etkisini irdelemiştik.Bu yazımda da oyuncunun rolle özdeşleşmesini işleyelim.
Bu konu oyuncular için psikolojik etkiden bile daha somut bir problem seyirci algısı olarak ortaya çıkıyor. Kötü bir karakteri çok iyi oynayan bir aktör, gerçek hayatta da o karakterle özdeşleştirilebiliyor.
Bir aktör kötü karakterle özdeşleşirse o oyuncuya, sürekli benzer roller teklif edilir. Farklı (iyi, komik, romantik) rollere geçiş zorlaşır. Hatta bazen rol bile alamayabilir. Örneğin Jack Gleeson, Game of Thrones dizisinde Joffrey rolüyle o kadar nefret edilen bir karakter oynadı ki kariyerine ara vermek zorunda kaldı.
Bazen de seyirciden gerçek nefret / tepki gelir. Oyuncu, bu nefreti ve tepkiyi gerçek hayatta izleyicilerden alabilir. Erol Taş gibi kötü karakter rollerini çok iyi oynayan bir oyuncu, gerçek yaşamında izleyiciler tarafından taşlanması buna iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Yani bazı izleyiciler rol ile gerçeği ayıramayabiliyor. Bunun sonucunda da oyunculara, sosyal medyada hakaret, sokakta kötü bakışlar, sözlü tepkiler, hatta nadiren fiziksel tehditler maruz kalma gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.
İnsan beyni güçlü duyguları unutmaz. Çok “nefret edilen” bir karakter, oyuncunun yüzüyle eşleşir. Seyirci, oyuncuyu başka rolde bile görünce o karakteri hatırlar. Bu da oyuncunun kariyerini etkiler. Oyuncunun reklam anlaşmaları etkilenebilir. “Sevimli yüz” gerektiren projelerden uzak kalabilir. Özellikle çocuk kitlesine hitap eden işlerde tercih edilmeyebilir
Aslında bu durum, tek tipe sıkışmışlık gibi olumsuz sonuçlar doğursa da bazen bu durum hem risk hem fırsatta olabilir. Oyuncu, kötü karakteri çok başarılı yapabilmiş ki izleyiciyi inandırabilmiş. Yani o oyuncu için “unutulmaz performans” olarak ün kazanması onun daha büyük ve prestijli projelere geçişini sağlayabilir.
Kötü karakterle seyircinin nefretini çeken oyuncu, aslında başarılı bir oyuncudur. Başarılı bir oyuncu, uzun vadede bunu kırabilir. Çünkü seyirci zamanla şunu öğrenir: “İyi oyuncu, beni inandıran kişidir.”
Sizlerin de izlediği bazı filmlerdeki kötü karakterlerin, başka projelerde, iyi karakter olarak da rol aldığı pek çok proje olmuştur. Unutulmaması gereken şey, aslında ister kötü karakter olsun, ister iyi karakter olsun, bunun bir iş olmasıdır. Oyuncular da tıpkı diğer meslek sahipleri gibi işlerini yapıyor. Oyunculuğu, diğer mesleklerden ayıran en önemli fark ise sahte dünyalar, sahte yaşamlar, sahte kimlikler ve sahte olayları gerçekmiş gibi canlandırmak ve izleyiciyi bu dünyaya inandırmaktır. İnanmadığına inandırma işini yapan kişidir oyuncu. Zor zanaattır. İnandıranlar da takdiri kesinlikle hak eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Osman Yiğitoğlu
Oyuncunun rolle özdeşleşmesi
Bir önceki yazımda kötü karakterli rolün oyuncunun gerçek hayatına etkisini irdelemiştik. Bu yazımda da oyuncunun rolle özdeşleşmesini işleyelim.
Bu konu oyuncular için psikolojik etkiden bile daha somut bir problem seyirci algısı olarak ortaya çıkıyor. Kötü bir karakteri çok iyi oynayan bir aktör, gerçek hayatta da o karakterle özdeşleştirilebiliyor.
Bir aktör kötü karakterle özdeşleşirse o oyuncuya, sürekli benzer roller teklif edilir. Farklı (iyi, komik, romantik) rollere geçiş zorlaşır. Hatta bazen rol bile alamayabilir. Örneğin Jack Gleeson, Game of Thrones dizisinde Joffrey rolüyle o kadar nefret edilen bir karakter oynadı ki kariyerine ara vermek zorunda kaldı.
Bazen de seyirciden gerçek nefret / tepki gelir. Oyuncu, bu nefreti ve tepkiyi gerçek hayatta izleyicilerden alabilir. Erol Taş gibi kötü karakter rollerini çok iyi oynayan bir oyuncu, gerçek yaşamında izleyiciler tarafından taşlanması buna iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Yani bazı izleyiciler rol ile gerçeği ayıramayabiliyor. Bunun sonucunda da oyunculara, sosyal medyada hakaret, sokakta kötü bakışlar, sözlü tepkiler, hatta nadiren fiziksel tehditler maruz kalma gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.
İnsan beyni güçlü duyguları unutmaz. Çok “nefret edilen” bir karakter, oyuncunun yüzüyle eşleşir. Seyirci, oyuncuyu başka rolde bile görünce o karakteri hatırlar. Bu da oyuncunun kariyerini etkiler. Oyuncunun reklam anlaşmaları etkilenebilir. “Sevimli yüz” gerektiren projelerden uzak kalabilir. Özellikle çocuk kitlesine hitap eden işlerde tercih edilmeyebilir
Aslında bu durum, tek tipe sıkışmışlık gibi olumsuz sonuçlar doğursa da bazen bu durum hem risk hem fırsatta olabilir. Oyuncu, kötü karakteri çok başarılı yapabilmiş ki izleyiciyi inandırabilmiş. Yani o oyuncu için “unutulmaz performans” olarak ün kazanması onun daha büyük ve prestijli projelere geçişini sağlayabilir.
Kötü karakterle seyircinin nefretini çeken oyuncu, aslında başarılı bir oyuncudur. Başarılı bir oyuncu, uzun vadede bunu kırabilir. Çünkü seyirci zamanla şunu öğrenir: “İyi oyuncu, beni inandıran kişidir.”
Sizlerin de izlediği bazı filmlerdeki kötü karakterlerin, başka projelerde, iyi karakter olarak da rol aldığı pek çok proje olmuştur. Unutulmaması gereken şey, aslında ister kötü karakter olsun, ister iyi karakter olsun, bunun bir iş olmasıdır. Oyuncular da tıpkı diğer meslek sahipleri gibi işlerini yapıyor. Oyunculuğu, diğer mesleklerden ayıran en önemli fark ise sahte dünyalar, sahte yaşamlar, sahte kimlikler ve sahte olayları gerçekmiş gibi canlandırmak ve izleyiciyi bu dünyaya inandırmaktır. İnanmadığına inandırma işini yapan kişidir oyuncu. Zor zanaattır. İnandıranlar da takdiri kesinlikle hak eder.