Her yıl haziran ayı geldiğinde sosyal medya aynı görüntülerle dolup taşıyor. Kiralanan salonlar, profesyonel fotoğraf çekimleri, kırmızı halılar, konfetiler, özel tasarım kıyafetler, limuzinler, DJ performansları ve havai fişek gösterileri...
Son yıllarda eğitim hayatının neredeyse her aşaması bir mezuniyet törenine dönüştürüldü. Anaokulunu bitiren çocuk için kep atılıyor, ilkokul mezunu için düğün salonları tutuluyor, ortaokul mezuniyetlerinde sahne şovları yapılıyor. Veliler günler öncesinden kıyafet hazırlığına girişiyor, fotoğraf organizasyonları planlanıyor ve çocukların eğitim hayatının doğal bir aşaması adeta büyük bir yaşam başarısı gibi sunuluyor.
Oysa şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten neyi kutluyoruz?
Mezuniyet kavramı tarihsel olarak bir eğitim sürecinin tamamlandığını ve kişinin belirli bir yeterliliğe ulaştığını gösteren bir semboldür. Üniversitelerdeki mezuniyet törenlerinin temelinde de bu anlayış vardır. İnsanlar yıllarca emek verir, bir uzmanlık kazanır ve bunun sonunda diplomalarını alırlar. Kaldı ki üniversitelerdeki mezuniyet törenindeki kep atma ve mezuniyet törenleri bile bizim kültürümüzden uzak yaklaşımdır. Kep atma geleneği kökeni Avrupa'nın Orta Çağ üniversitelerine kadar uzanır.
Orta Çağ'da University of Bologna, University of Paris ve University of Oxford gibi ilk üniversitelerde öğretim üyeleri ve öğrenciler din adamlarına benzer kıyafetler giyiyordu. O dönemde eğitim kurumları büyük ölçüde kilise ile bağlantılıydı. Bu bir kilise âdetiydi. Şekli değişti. Oysaki bizim kültürümüz de kuşak bağlama vardır. Kuşak bağlama, Türk kültüründe ve özellikle Osmanlı eğitim geleneğinde önemli bir sembolik uygulamaydı. Bir kişinin belirli bir eğitim seviyesine, mesleki yeterliliğe veya manevi olgunluğa ulaştığını göstermek amacıyla beline kuşak bağlanması şeklinde gerçekleştirilirdi. Üniversitelerimiz de kep töreni yerine kültürümüzden bir parça olarak değerlendirilebilir. Ama bırakın bunun değerlendirilmesini kep atma, mezuniyet baloları çılgınlıklarını, anaokuluna indirgemek kültürümüzün altını oymak değil de nedir?
Hele ki bir kamu görevlisi olan öğretmenlerin bunu dijital mecralarda afişe etmesi kabul edilemez hatalardır. Anaokulunda yer alan bir çocuğun dijital mecralarda, öğretmenleri tarafında mezuniyet adı altında paylaşılması hangi eğitim anlayışına sığar? Anaokulunu bitiren bir çocuk hangi eğitim yolculuğunu tamamlamış oluyor? İlkokulu bitiren bir çocuk hayatının hangi büyük eşiğini aşmış oluyor?
Aslında çocuklarımızın başarılarını küçümsemiyorum. Elbette onların gelişimlerini, emeklerini ve mutluluklarını önemsemeliyiz. Sorun kutlamanın kendisinde değil, kutlamanın şeklinde ve ölçüsünü kaybetmesinde.
Çünkü artık kutlanan şey çocukların başarısından çok yetişkinlerin gösterisi hâline gelmiş durumda.
Birçok veli ve öğretmen, farkında olmadan çocuklarının mezuniyetini kendi sosyal statüsünü ve piarını sergileme alanına dönüştürüyor. Sosyal medyada paylaşılan yüzlerce fotoğraf, birbirinden pahalı organizasyonlar ve gösterişli etkinlikler zamanla çocukların önüne geçiyor.
Daha da önemlisi, çocuklara yanlış bir başarı algısı veriyoruz.
Hayatının henüz başındaki bir çocuğa en büyük başarılarından birini yaşamış gibi davranırsak, ileride göstereceği gerçek emeklerin ve kazanımların anlamını nasıl koruyacağız?
Her eğitim basamağını dev bir organizasyona dönüştürdüğümüzde başarıyı sıradanlaştırmış olmuyor muyuz?
Bir başka sorun ise ekonomik boyutudur.
Bugün birçok aile bu törenlere katılabilmek için ciddi harcamalar yapmak zorunda kalıyor. Bazı veliler çocukları mahcup olmasın diye bütçelerini zorlayarak kıyafet, fotoğraf çekimi ve organizasyon giderlerini karşılamaya çalışıyor. Eğitimde fırsat eşitliğini konuşurken, çocukları daha küçük yaşlarda ekonomik farklılıkların görünür olduğu organizasyonların içine çekiyoruz.
Üstelik bu durum bizim kültürel değerlerimizle de tam olarak örtüşmüyor.
Bizim kültürümüzde başarı kadar tevazu da önemlidir. Gösterişten kaçınmak, emeği öne çıkarmak ve insanı sahip olduklarıyla değil karakteriyle değerlendirmek temel değerler arasında yer alır. Ne yazık ki son yıllarda mezuniyet törenleri bu anlayıştan uzaklaşarak daha çok gösteri kültürünün etkisine girmiş görünmektedir.
Okullarda saygı, tevazu, paylaşma ve dayanışma gibi değerleri öğretmeye çalışırken; diğer taraftan çocuklara sürekli daha gösterişli olmanın, daha dikkat çekici görünmenin ve daha fazla alkış almanın önemli olduğu mesajını veriyoruz.
Belki de artık şu soruyu yeniden sormanın zamanı gelmiştir:
Çocuklarımızın gerçekten ihtiyacı olan şey daha büyük salonlar, daha pahalı organizasyonlar ve daha gösterişli törenler mi?
Yoksa onları sevgiyle takdir eden öğretmenler, aileleriyle paylaşacakları samimi bir mutluluk ve emeklerinin değer gördüğünü hissettiren sade ama anlamlı kutlamalar mı?
Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise geçişleri elbette mütevazı şekilde okulda usulüne uygun şekilde kutlanmalıdır. Ancak kutlama ile gösteriş arasındaki çizgi kaybolduğunda, eğitimin özü de görünmez hâle gelir.
Çocuklarımızı başarıya hazırlarken onlara yalnızca alkış almayı değil, emek vermeyi; yalnızca görünür olmayı değil, değer üretmeyi; yalnızca kutlamayı değil, mütevazılığı da öğretmek zorundayız.
Çünkü eğitim hayatı bir sahne gösterisi değil, uzun ve sabır isteyen bir yolculuktur. Ve o yolculuğun en kıymetli yanı, sonunda yapılan gösteri değil, yolda kazanılan karakterdir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Osman Yiğitoğlu
Mezuniyet mi kutluyoruz, gösteri mi yapıyoruz?
Her yıl haziran ayı geldiğinde sosyal medya aynı görüntülerle dolup taşıyor. Kiralanan salonlar, profesyonel fotoğraf çekimleri, kırmızı halılar, konfetiler, özel tasarım kıyafetler, limuzinler, DJ performansları ve havai fişek gösterileri...
Son yıllarda eğitim hayatının neredeyse her aşaması bir mezuniyet törenine dönüştürüldü. Anaokulunu bitiren çocuk için kep atılıyor, ilkokul mezunu için düğün salonları tutuluyor, ortaokul mezuniyetlerinde sahne şovları yapılıyor. Veliler günler öncesinden kıyafet hazırlığına girişiyor, fotoğraf organizasyonları planlanıyor ve çocukların eğitim hayatının doğal bir aşaması adeta büyük bir yaşam başarısı gibi sunuluyor.
Oysa şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten neyi kutluyoruz?
Mezuniyet kavramı tarihsel olarak bir eğitim sürecinin tamamlandığını ve kişinin belirli bir yeterliliğe ulaştığını gösteren bir semboldür. Üniversitelerdeki mezuniyet törenlerinin temelinde de bu anlayış vardır. İnsanlar yıllarca emek verir, bir uzmanlık kazanır ve bunun sonunda diplomalarını alırlar. Kaldı ki üniversitelerdeki mezuniyet törenindeki kep atma ve mezuniyet törenleri bile bizim kültürümüzden uzak yaklaşımdır. Kep atma geleneği kökeni Avrupa'nın Orta Çağ üniversitelerine kadar uzanır.
Orta Çağ'da University of Bologna, University of Paris ve University of Oxford gibi ilk üniversitelerde öğretim üyeleri ve öğrenciler din adamlarına benzer kıyafetler giyiyordu. O dönemde eğitim kurumları büyük ölçüde kilise ile bağlantılıydı. Bu bir kilise âdetiydi. Şekli değişti. Oysaki bizim kültürümüz de kuşak bağlama vardır. Kuşak bağlama, Türk kültüründe ve özellikle Osmanlı eğitim geleneğinde önemli bir sembolik uygulamaydı. Bir kişinin belirli bir eğitim seviyesine, mesleki yeterliliğe veya manevi olgunluğa ulaştığını göstermek amacıyla beline kuşak bağlanması şeklinde gerçekleştirilirdi. Üniversitelerimiz de kep töreni yerine kültürümüzden bir parça olarak değerlendirilebilir. Ama bırakın bunun değerlendirilmesini kep atma, mezuniyet baloları çılgınlıklarını, anaokuluna indirgemek kültürümüzün altını oymak değil de nedir?
Hele ki bir kamu görevlisi olan öğretmenlerin bunu dijital mecralarda afişe etmesi kabul edilemez hatalardır. Anaokulunda yer alan bir çocuğun dijital mecralarda, öğretmenleri tarafında mezuniyet adı altında paylaşılması hangi eğitim anlayışına sığar? Anaokulunu bitiren bir çocuk hangi eğitim yolculuğunu tamamlamış oluyor? İlkokulu bitiren bir çocuk hayatının hangi büyük eşiğini aşmış oluyor?
Aslında çocuklarımızın başarılarını küçümsemiyorum. Elbette onların gelişimlerini, emeklerini ve mutluluklarını önemsemeliyiz. Sorun kutlamanın kendisinde değil, kutlamanın şeklinde ve ölçüsünü kaybetmesinde.
Çünkü artık kutlanan şey çocukların başarısından çok yetişkinlerin gösterisi hâline gelmiş durumda.
Birçok veli ve öğretmen, farkında olmadan çocuklarının mezuniyetini kendi sosyal statüsünü ve piarını sergileme alanına dönüştürüyor. Sosyal medyada paylaşılan yüzlerce fotoğraf, birbirinden pahalı organizasyonlar ve gösterişli etkinlikler zamanla çocukların önüne geçiyor.
Daha da önemlisi, çocuklara yanlış bir başarı algısı veriyoruz.
Hayatının henüz başındaki bir çocuğa en büyük başarılarından birini yaşamış gibi davranırsak, ileride göstereceği gerçek emeklerin ve kazanımların anlamını nasıl koruyacağız?
Her eğitim basamağını dev bir organizasyona dönüştürdüğümüzde başarıyı sıradanlaştırmış olmuyor muyuz?
Bir başka sorun ise ekonomik boyutudur.
Bugün birçok aile bu törenlere katılabilmek için ciddi harcamalar yapmak zorunda kalıyor. Bazı veliler çocukları mahcup olmasın diye bütçelerini zorlayarak kıyafet, fotoğraf çekimi ve organizasyon giderlerini karşılamaya çalışıyor. Eğitimde fırsat eşitliğini konuşurken, çocukları daha küçük yaşlarda ekonomik farklılıkların görünür olduğu organizasyonların içine çekiyoruz.
Üstelik bu durum bizim kültürel değerlerimizle de tam olarak örtüşmüyor.
Bizim kültürümüzde başarı kadar tevazu da önemlidir. Gösterişten kaçınmak, emeği öne çıkarmak ve insanı sahip olduklarıyla değil karakteriyle değerlendirmek temel değerler arasında yer alır. Ne yazık ki son yıllarda mezuniyet törenleri bu anlayıştan uzaklaşarak daha çok gösteri kültürünün etkisine girmiş görünmektedir.
Okullarda saygı, tevazu, paylaşma ve dayanışma gibi değerleri öğretmeye çalışırken; diğer taraftan çocuklara sürekli daha gösterişli olmanın, daha dikkat çekici görünmenin ve daha fazla alkış almanın önemli olduğu mesajını veriyoruz.
Belki de artık şu soruyu yeniden sormanın zamanı gelmiştir:
Çocuklarımızın gerçekten ihtiyacı olan şey daha büyük salonlar, daha pahalı organizasyonlar ve daha gösterişli törenler mi?
Yoksa onları sevgiyle takdir eden öğretmenler, aileleriyle paylaşacakları samimi bir mutluluk ve emeklerinin değer gördüğünü hissettiren sade ama anlamlı kutlamalar mı?
Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise geçişleri elbette mütevazı şekilde okulda usulüne uygun şekilde kutlanmalıdır. Ancak kutlama ile gösteriş arasındaki çizgi kaybolduğunda, eğitimin özü de görünmez hâle gelir.
Çocuklarımızı başarıya hazırlarken onlara yalnızca alkış almayı değil, emek vermeyi; yalnızca görünür olmayı değil, değer üretmeyi; yalnızca kutlamayı değil, mütevazılığı da öğretmek zorundayız.
Çünkü eğitim hayatı bir sahne gösterisi değil, uzun ve sabır isteyen bir yolculuktur. Ve o yolculuğun en kıymetli yanı, sonunda yapılan gösteri değil, yolda kazanılan karakterdir.