'Hav hav hav' nedir diye sorsak herkesin vereceği cevap belli. Ama bu bir şarkı sözü olarak yazılmış ve şimdilerde her yerde çalınmakta. Aslında bu tam olarak bizim müzik kültürümüzün geldiği noktayı da gösteriyor.
Konuyu biraz açmak gerekir. Yeniliğe asla karşı değilim. Yeni şeyler denenmeli. Bir şey denenmeden takılı kalınsaydı bugüne kadar yeni şeyler keşfedilemezdi. Yeniliğe karşı olmamakla beraber her yeniliğin toplumun kültürüne de adapte edilebilmesi için o toplumun kültüründen esintiler taşıması gerektiğini düşünüyorum. Öbür türlüsü mevcut kültürü değiştirip bozar.
Kültürel yozlaşmayı getiren en önemli etmenlerden biri de yenilik adı altında deformasyona uğramış gençliği ve onların yaşadığı coğrafyadaki kültürü bozmaya yönelik çalışmalardır. Bu yozlaşmayı önlemenin en etkili yolu da mevcut kültürümüzü yeni döneme uydurma, harmanlama ve çağın getirdikleri yeniliklerle yeniden reforme etmekten geçer.
Gönül dağı yağmur yağmur, boran olunca
Akar can özümde sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar, yâr oy, Dil gizli gizli
Dost elinden "Gel" olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez
Gönülden gönüle gider, yâr oy, Yol gizli gizli.
Gönül dağı türküsünü adeta kalbimize işletmiş, sahne de ceketini çıkartırken izleyicilerden izin alan usta sanatçımız Neşet Ertaş profilinden havlayarak ve kadınları aşağılayarak şarkı söyleyen sanatçı demeyeceğim yalnızca icracı olarak adlandıracağım şarkıcı profiline geçiş. Aslında bu tam olarak yozlaşmaya bire bir örnek olarak gösterilebilir.
Eskiden sanatçılar ve eserleri vardı. Şimdi ise icracılar ve dönemsel çöpleri var. Tabi tüm şarkıcılar için bunu söylemek haksızlık olur. Kendi kültürüne yabancılaşmamış, yozlaşmamış, değerlerinden kopmadan yenilikçi eserler ortaya koyan sanatçı, icracı ve sanatçı adaylarını ayrı tutuyorum.
Yine eskiden her bir eserin neredeyse bir hikâyesi olurdu. Eserler yaşanmışlıklar üzerine yazılırdı. Okunurken de yaşanmışlıkları adeta dinleyiciye geçerdi. Şimdilerde ise bize kalan aşağıdaki şarkı sözleri;
Nasıl bahsetmem kızlardan
oluşan görüntüler mandalina
Kimlerdensin, kimlerden?
Bebeğim alırım sana Submariner
Sezen Aksu'yu okuyan Serdar Ortaç gibisin
Aşkım sen ben değilsin
Tatlısın aynı Leyla Gibisin
Ama ben Mecnun değilim
Bunlar kolpacı, yalan dolan hep
Baba bur'da, o ba-bam ba-bam rap
Herkes güzeldir sahnesinde bebeğim
Biraz da beni manzarana çek
Üzülüyo' düşmanlar yaprak dökümü
Aşklar DM'de yolluyo' g.t.nü
Of baya keyifsiz p,c
Göster herkese gerçek durumu
Onlar arkadan havlar
Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav
Dedim ki "Her şey bende var"
Var-var-var-var-var-var-var
Onlar arkadan havlar
Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav
Dedim ki "Her şey bende var"
Var-var-var-var-var-var (Heh)
Rezalet sözler, altyapı yapılıp hareketli müzik çarpıcı görüntü alsana eser. Bu haliyle okurken bile ne anlatılmak istenildiğinin belli olmadığı şarkımsı parçadan 13 milyon kazanıyorsa onu değil kendimizi sorgulamalıyız.
Oysa Rahmetli Barış Manço’nun başından geçen hikâyesine yazdığı Kol Düğmeleri yaşanmışlığı ne de güzel anlatıyordu oysa. Bu hikâye 1962 yılında Barış Manço’nun Semra adında Kızıltopraklı bir kızla nişanlanmasıyla başlıyor. Fakat kısa süren bu nişanlılık Barış Manço’nun Grafik ve İç Mimarlık eğitimi almak için Belçika’ya gitmeye karar vermesiyle sonlanmak zorunda kalıyor. Son görüşmede kendisine kol düğmeleri hediye eden Semra Hanım vedasını bu şekilde gerçekleştiriyor.
Bu ayrılık kendisini derinden sarsmış olmalı ki Barış Manço, 60’lı yıllarda “kol düğmeleri” adlı şarkısını çıkarıyor.
KOL DÜĞMELERİ
Hatırlarım bugün gibi
Sessiz geçen son geceyi
Başın öne eğik bir suçlu gibi
Bana verdiğin hediyeyi
İki küçük kol düğmesi
Bütün bir aşk hikâyesi
İki düğme, iki ayrı kolda
Bizim gibi ayrı yolda
Akşam olunca sustururum herkesi, her şeyi
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana
Bitsin bu işkence kalsınlar bir arada
Heyhat sabah gün ışıldar
Yalnız gece buluşanlar
Yaşlı gözlerle ayrılırlar
Düğmeler gibi, bizim gibi
Bizim gibi ayrılırlar
Her şeyde olduğu gibi şarkılarda da bizim kültürümüz olmalı. Yenilik mi? Evet. Ama kültürümüzden ayrı değil. Yeniliğe, kültürü bozarak değil kültürümüze yeniler ekleyerek evet demeliyiz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Osman Yiğitoğlu
Gönül Dağı ve Kol Düğmeleri'nden Hav hav’a
'Hav hav hav' nedir diye sorsak herkesin vereceği cevap belli. Ama bu bir şarkı sözü olarak yazılmış ve şimdilerde her yerde çalınmakta. Aslında bu tam olarak bizim müzik kültürümüzün geldiği noktayı da gösteriyor.
Konuyu biraz açmak gerekir. Yeniliğe asla karşı değilim. Yeni şeyler denenmeli. Bir şey denenmeden takılı kalınsaydı bugüne kadar yeni şeyler keşfedilemezdi. Yeniliğe karşı olmamakla beraber her yeniliğin toplumun kültürüne de adapte edilebilmesi için o toplumun kültüründen esintiler taşıması gerektiğini düşünüyorum. Öbür türlüsü mevcut kültürü değiştirip bozar.
Kültürel yozlaşmayı getiren en önemli etmenlerden biri de yenilik adı altında deformasyona uğramış gençliği ve onların yaşadığı coğrafyadaki kültürü bozmaya yönelik çalışmalardır. Bu yozlaşmayı önlemenin en etkili yolu da mevcut kültürümüzü yeni döneme uydurma, harmanlama ve çağın getirdikleri yeniliklerle yeniden reforme etmekten geçer.
Gönül dağı yağmur yağmur, boran olunca
Akar can özümde sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar, yâr oy, Dil gizli gizli
Dost elinden "Gel" olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez
Gönülden gönüle gider, yâr oy, Yol gizli gizli.
Gönül dağı türküsünü adeta kalbimize işletmiş, sahne de ceketini çıkartırken izleyicilerden izin alan usta sanatçımız Neşet Ertaş profilinden havlayarak ve kadınları aşağılayarak şarkı söyleyen sanatçı demeyeceğim yalnızca icracı olarak adlandıracağım şarkıcı profiline geçiş. Aslında bu tam olarak yozlaşmaya bire bir örnek olarak gösterilebilir.
Eskiden sanatçılar ve eserleri vardı. Şimdi ise icracılar ve dönemsel çöpleri var. Tabi tüm şarkıcılar için bunu söylemek haksızlık olur. Kendi kültürüne yabancılaşmamış, yozlaşmamış, değerlerinden kopmadan yenilikçi eserler ortaya koyan sanatçı, icracı ve sanatçı adaylarını ayrı tutuyorum.
Yine eskiden her bir eserin neredeyse bir hikâyesi olurdu. Eserler yaşanmışlıklar üzerine yazılırdı. Okunurken de yaşanmışlıkları adeta dinleyiciye geçerdi. Şimdilerde ise bize kalan aşağıdaki şarkı sözleri;
Mmh, hani neredesin aşkım, aşkım?
Waow, ne-nen-ne-ne-ne-ne-nen
(Ver bakiyim AKDO)
(Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav)
Şimdi, şimdi, heh
Nasıl bahsetmem kızlardan
oluşan görüntüler mandalina
Kimlerdensin, kimlerden?
Bebeğim alırım sana Submariner
Sezen Aksu'yu okuyan Serdar Ortaç gibisin
Aşkım sen ben değilsin
Tatlısın aynı Leyla Gibisin
Ama ben Mecnun değilim
Bunlar kolpacı, yalan dolan hep
Baba bur'da, o ba-bam ba-bam rap
Herkes güzeldir sahnesinde bebeğim
Biraz da beni manzarana çek
Üzülüyo' düşmanlar yaprak dökümü
Aşklar DM'de yolluyo' g.t.nü
Of baya keyifsiz p,c
Göster herkese gerçek durumu
Onlar arkadan havlar
Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav
Dedim ki "Her şey bende var"
Var-var-var-var-var-var-var
Onlar arkadan havlar
Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav
Dedim ki "Her şey bende var"
Var-var-var-var-var-var (Heh)
Rezalet sözler, altyapı yapılıp hareketli müzik çarpıcı görüntü alsana eser. Bu haliyle okurken bile ne anlatılmak istenildiğinin belli olmadığı şarkımsı parçadan 13 milyon kazanıyorsa onu değil kendimizi sorgulamalıyız.
Oysa Rahmetli Barış Manço’nun başından geçen hikâyesine yazdığı Kol Düğmeleri yaşanmışlığı ne de güzel anlatıyordu oysa. Bu hikâye 1962 yılında Barış Manço’nun Semra adında Kızıltopraklı bir kızla nişanlanmasıyla başlıyor. Fakat kısa süren bu nişanlılık Barış Manço’nun Grafik ve İç Mimarlık eğitimi almak için Belçika’ya gitmeye karar vermesiyle sonlanmak zorunda kalıyor. Son görüşmede kendisine kol düğmeleri hediye eden Semra Hanım vedasını bu şekilde gerçekleştiriyor.
Bu ayrılık kendisini derinden sarsmış olmalı ki Barış Manço, 60’lı yıllarda “kol düğmeleri” adlı şarkısını çıkarıyor.
KOL DÜĞMELERİ
Hatırlarım bugün gibi
Sessiz geçen son geceyi
Başın öne eğik bir suçlu gibi
Bana verdiğin hediyeyi
İki küçük kol düğmesi
Bütün bir aşk hikâyesi
İki düğme, iki ayrı kolda
Bizim gibi ayrı yolda
Akşam olunca sustururum herkesi, her şeyi
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana
Bitsin bu işkence kalsınlar bir arada
Heyhat sabah gün ışıldar
Yalnız gece buluşanlar
Yaşlı gözlerle ayrılırlar
Düğmeler gibi, bizim gibi
Bizim gibi ayrılırlar
Her şeyde olduğu gibi şarkılarda da bizim kültürümüz olmalı. Yenilik mi? Evet. Ama kültürümüzden ayrı değil. Yeniliğe, kültürü bozarak değil kültürümüze yeniler ekleyerek evet demeliyiz.