Son haftada ülkemizde okullardaki saldırı haberleriyle sarsıldık ve büyük bir üzüntü yaşadık. Öncelikle saldırıda hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bu tür saldırıları aslında daha çok Amerika ve benzer ülkelerde daha sık görüyorduk. Bizde meydana gelen bu olay kendi içinde farklı spesifik nedenlerden ortaya çıksa da sonucunda etkisi aynı oldu. Bu da eğitim ortamı ve sistemine dair tartışmalar yeniden hız kazandırdı. Bu tür olaylar, yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda çocukların zihninde, toplumsal tahayyülünde ve günlük rutinde “okul ”un nasıl konumlandığını da ilgilendiriyor.
Bu olayların olmasının nedenleri ile ilgili pek çok şey söylendi ve söylenmeye de devam ediyor. Malum her kötü olayın sonunda bir takım suçlular aranıyor ve suç onların üzerine atılarak toplum kendini aklamış(!) olarak rahatlıyor. Bu suçlulardan biri de filmler ve oyunlar. Filmlerin ve oyunların bu şiddet ortamına etkisi mutlaka vardır. Ancak salt ve tek neden de bunlardır diyemeyiz. İşte bu nedenle de filmler ve oyunların okul ve eğitim üzerindeki etkisini konuşmak; sansasyon peşinde koşmak değil, etkiyi doğru okuyup doğru yönetmek anlamına geliyor.
Belirtmek gerekir ki şiddet içerikleri ile şiddete meyil arasında tek yönlü, otomatik bir bağ kuran yaklaşımlar hem bilimsel olarak zayıf kalır hem de toplumsal olarak yanıltıcı olur. Çünkü bir saldırganın motivasyonunu tek bir “sebebe” indirmek kolaydır; ancak gerçekte olayların arkasında çoğu zaman kırılganlıklar, psikososyal sorunlar, dışlanma, travma, şiddetin normalleşmesi ve gözetimsiz dijital etkilenme gibi çok katmanlı dinamikler bulunur. Yine de filmler ve oyunların bir “zemin” oluşturma potansiyeli vardır: Şiddeti estetikleştiren, tekrarlayan ya da kahramanlıkla meşrulaştıran anlatılar; empatiyi zayıflatabilir, sonuçları görünmez kılabilir, bazı davranış kalıplarını taklit etmeyi kolaylaştırabilir. Bunu da dikkate almak gerekir.
Dikkate almamız gereken en kritik ayrım “içerik” ile “bağlam” arasındadır. Aynı film ya da aynı oyun, farklı yaşlarda, farklı aile iklimlerinde, farklı okul kültürlerinde bambaşka sonuçlar doğurabilir. Bir çocuk için bir sahne sadece korkutucu bir kurgu olabilirken, başka bir çocuk için “kimlik bulma”, “güç hissetme” ya da “aidiyet” kurma aracı haline gelebilir. Özellikle ergenlik döneminde, duygu düzenleme becerileri henüz tamamlanmadığı için; yoğun dramatik gerilim, hızlı ödül döngüleri ve kontrol hissi sunan içerikler daha güçlü biçimde çekici gelebilir. Oyunlarda görülen “sonucu hızlı alma”, “risk almadan güç kazanma” ve “tekrar tekrar aynı senaryoya dönme” mekanikleri; bazı gençlerde gerçek hayatın daha yavaş, daha karmaşık ve daha çok sorumluluk isteyen doğasını bastırabilir.
Bu tarz saldırıların arka planını iyi analiz etmek gerekir. Saldırı ve şiddetin çeşitli nedenleri vardır ama en önemli neden yapanların bireysel ve sosyal davranışları ve psikolojik durumlarıdır.
Nedenleri sayacak olursak; okulda, sınıf içi dikkat ve motivasyon alanı, aşırı oyun kullanımı veya kontrolsüz içerik tüketimi; uyku düzenini bozarak, öğrenme kapasitesini ve akademik performansı düşürebilir. Dil ve davranış örüntüleri, kurgu şiddeti çoğu zaman “diyalog”a değil “çözüm olarak şiddete” odaklanır; bu da sosyal çatışmalarda refleksif bir “baş etme dili” geliştirmeyi zorlaştırabilir. Toplumsal algı, şiddetin sık görüldüğü evrenler, gerçek dünyayı daha korkutucu ve daha “düşman dolu” gösterebilir; bu da güven kaybı, gerilim ve akran çatışmalarını artırabilir. Okul kültürü de başka bir neden olabilir. Şiddet temalı içeriklerin yarattığı normalleşme, okulda “güçlünün haklı olduğu” bir mikro-iklimin güçlenmesine zemin hazırlayabilir.
Peki, bu etkiyi “yasak” refleksiyle mi yönetmeliyiz? Tek başına yasak, sorunu kökten çözmez; çünkü dijital içerik zaten kaçınılmaz biçimde hayatın içinde. Ayrıca yasak, bazı ailelerde “görünmeyen kontrol” sorununu büyütebilir: Çocuk, içerik ve oyunla ilgili sorularını daha gizli, daha kopuk ve daha riskli kanallardan çözmeye yönelebilir.
Bu konuya karşı en etkili olan yaklaşım; güvenlik, eğitim ve rehberlik üçlüsünü birlikte kurmaktır. Bunu da tüm taraflarla birlikte hareket edilerek çözülebilir.
Konu ile ilgili birçok öneri de gelebilir. Her öneride de farklı sorunlar da ortaya çıkabilir. Tüm sorunları aşmanın en kolay ve kalıcı çözümü önce aile olarak çocuklarımıza sahip çıkmak olacaktır. Önce aile de eğitim sonra okulda öğretim. Yani önce aile sonra toplum olarak çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Bunun içinde eğitim sistemimizin köklü reforma ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. İlk adım olarak da çocuklarımızın becerilerine göre mesleki eğitim ve üniversite ayırımını iyi yapacak kültürümüzden ve değerlerimizden uzaklaştırmayan bir eğitim modeli planlaması yaparak başlayabiliriz. Bu sosyolojik ve psikolojik değerlendirmenin dışında öğrenci, öğretmen ve veli üçgenini de ele almak gerekir. Onu da bir sonra ki yazımızda alacağımı belirteyim ve bu tarz saldırıların bir daha olmamasını temenni edelim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Osman Yiğitoğlu
Film ve oyunların okullardaki şiddete etkisi
Son haftada ülkemizde okullardaki saldırı haberleriyle sarsıldık ve büyük bir üzüntü yaşadık. Öncelikle saldırıda hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bu tür saldırıları aslında daha çok Amerika ve benzer ülkelerde daha sık görüyorduk. Bizde meydana gelen bu olay kendi içinde farklı spesifik nedenlerden ortaya çıksa da sonucunda etkisi aynı oldu. Bu da eğitim ortamı ve sistemine dair tartışmalar yeniden hız kazandırdı. Bu tür olaylar, yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda çocukların zihninde, toplumsal tahayyülünde ve günlük rutinde “okul ”un nasıl konumlandığını da ilgilendiriyor.
Bu olayların olmasının nedenleri ile ilgili pek çok şey söylendi ve söylenmeye de devam ediyor. Malum her kötü olayın sonunda bir takım suçlular aranıyor ve suç onların üzerine atılarak toplum kendini aklamış(!) olarak rahatlıyor. Bu suçlulardan biri de filmler ve oyunlar. Filmlerin ve oyunların bu şiddet ortamına etkisi mutlaka vardır. Ancak salt ve tek neden de bunlardır diyemeyiz. İşte bu nedenle de filmler ve oyunların okul ve eğitim üzerindeki etkisini konuşmak; sansasyon peşinde koşmak değil, etkiyi doğru okuyup doğru yönetmek anlamına geliyor.
Belirtmek gerekir ki şiddet içerikleri ile şiddete meyil arasında tek yönlü, otomatik bir bağ kuran yaklaşımlar hem bilimsel olarak zayıf kalır hem de toplumsal olarak yanıltıcı olur. Çünkü bir saldırganın motivasyonunu tek bir “sebebe” indirmek kolaydır; ancak gerçekte olayların arkasında çoğu zaman kırılganlıklar, psikososyal sorunlar, dışlanma, travma, şiddetin normalleşmesi ve gözetimsiz dijital etkilenme gibi çok katmanlı dinamikler bulunur. Yine de filmler ve oyunların bir “zemin” oluşturma potansiyeli vardır: Şiddeti estetikleştiren, tekrarlayan ya da kahramanlıkla meşrulaştıran anlatılar; empatiyi zayıflatabilir, sonuçları görünmez kılabilir, bazı davranış kalıplarını taklit etmeyi kolaylaştırabilir. Bunu da dikkate almak gerekir.
Dikkate almamız gereken en kritik ayrım “içerik” ile “bağlam” arasındadır. Aynı film ya da aynı oyun, farklı yaşlarda, farklı aile iklimlerinde, farklı okul kültürlerinde bambaşka sonuçlar doğurabilir. Bir çocuk için bir sahne sadece korkutucu bir kurgu olabilirken, başka bir çocuk için “kimlik bulma”, “güç hissetme” ya da “aidiyet” kurma aracı haline gelebilir. Özellikle ergenlik döneminde, duygu düzenleme becerileri henüz tamamlanmadığı için; yoğun dramatik gerilim, hızlı ödül döngüleri ve kontrol hissi sunan içerikler daha güçlü biçimde çekici gelebilir. Oyunlarda görülen “sonucu hızlı alma”, “risk almadan güç kazanma” ve “tekrar tekrar aynı senaryoya dönme” mekanikleri; bazı gençlerde gerçek hayatın daha yavaş, daha karmaşık ve daha çok sorumluluk isteyen doğasını bastırabilir.
Bu tarz saldırıların arka planını iyi analiz etmek gerekir. Saldırı ve şiddetin çeşitli nedenleri vardır ama en önemli neden yapanların bireysel ve sosyal davranışları ve psikolojik durumlarıdır.
Nedenleri sayacak olursak; okulda, sınıf içi dikkat ve motivasyon alanı, aşırı oyun kullanımı veya kontrolsüz içerik tüketimi; uyku düzenini bozarak, öğrenme kapasitesini ve akademik performansı düşürebilir. Dil ve davranış örüntüleri, kurgu şiddeti çoğu zaman “diyalog”a değil “çözüm olarak şiddete” odaklanır; bu da sosyal çatışmalarda refleksif bir “baş etme dili” geliştirmeyi zorlaştırabilir. Toplumsal algı, şiddetin sık görüldüğü evrenler, gerçek dünyayı daha korkutucu ve daha “düşman dolu” gösterebilir; bu da güven kaybı, gerilim ve akran çatışmalarını artırabilir. Okul kültürü de başka bir neden olabilir. Şiddet temalı içeriklerin yarattığı normalleşme, okulda “güçlünün haklı olduğu” bir mikro-iklimin güçlenmesine zemin hazırlayabilir.
Peki, bu etkiyi “yasak” refleksiyle mi yönetmeliyiz? Tek başına yasak, sorunu kökten çözmez; çünkü dijital içerik zaten kaçınılmaz biçimde hayatın içinde. Ayrıca yasak, bazı ailelerde “görünmeyen kontrol” sorununu büyütebilir: Çocuk, içerik ve oyunla ilgili sorularını daha gizli, daha kopuk ve daha riskli kanallardan çözmeye yönelebilir.
Bu konuya karşı en etkili olan yaklaşım; güvenlik, eğitim ve rehberlik üçlüsünü birlikte kurmaktır. Bunu da tüm taraflarla birlikte hareket edilerek çözülebilir.
Konu ile ilgili birçok öneri de gelebilir. Her öneride de farklı sorunlar da ortaya çıkabilir. Tüm sorunları aşmanın en kolay ve kalıcı çözümü önce aile olarak çocuklarımıza sahip çıkmak olacaktır. Önce aile de eğitim sonra okulda öğretim. Yani önce aile sonra toplum olarak çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Bunun içinde eğitim sistemimizin köklü reforma ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. İlk adım olarak da çocuklarımızın becerilerine göre mesleki eğitim ve üniversite ayırımını iyi yapacak kültürümüzden ve değerlerimizden uzaklaştırmayan bir eğitim modeli planlaması yaparak başlayabiliriz. Bu sosyolojik ve psikolojik değerlendirmenin dışında öğrenci, öğretmen ve veli üçgenini de ele almak gerekir. Onu da bir sonra ki yazımızda alacağımı belirteyim ve bu tarz saldırıların bir daha olmamasını temenni edelim.