Matrix serisinin ilki gösterime giridiğnda sinema adına adeta bir çağ kapanıp bir çağ açılmıştı. Avatar serisinin ilk filmi gösterildiğinde de Sinema çağ atlamıştı. İlk filmin üzerinden tam 16 yıl geçti. Cameron’ın seyirciyi Pandora'nın ormanlarında yaşayan Na'vi halkıyla tanıştırmasından sonra ikinci filmde macerayı sulu ortamlara taşımıştı. Avatar’ın ikinci filminin üstünden de 3 yıl geçti. Geçtiğimiz hafta vizyona giren Avatar 3 Ateş ve Kül filminde ise filmin ikinci serisindeki benzer bir tema işlenmiş. Filmin üç buçuk saati bulan süresi boyunca izleyiciyi ilk filmdeki gibi heyecanlandırmadığı ikinci film gibi bir film olduğu hissi ağırlık kazanırken ilk filmde edindiğimiz hayranlık, yavaş yavaş dağılmış olarak sinemadan çıktık.
İlk filmin ‘devrimci’ yanını ortaya çıkaran noktalardan biri de gerçek oyuncularının yüz hareketlerini (motion capture) onları birer Na’vi haline getirmişken de kullanmasıydı. Bu durum, yaşadıkları gerçeküstü Pandora dünyasının fantastik atmosferiyle tam bir uyum içeresindeydi.
Aslında ilk film de insanoğlunun yapısındaki aç gözlülük ve kendine ait olmayan başka gezegenin kaynakları için yerel halkı katledebileceği ve yerel halkın inançlarından taviz vermeden mücadele etmesini görmüştük. İlk filmden sonra ikinci filmde Na’vi’lerin deniz dünyasına tanık olduk! Bu devam filminde artık insanlardan biraz kopuyor Navi’lerin kendi aralarındaki hiyerarşiye ve değişik klanların işleyişine tanık olmuştuk.
Üçüncü filmde Avatar’da da Pandora’nın büyülü atmosferi yerinde duruyor. Ancak ana karakterlerdeki değişim ilk filmin zıttı yönünde ilerleyerek aşırıya kaçıyor. Jake Sully karakteri artık kendini Navi halkının bir parçası görürken, âşık olduğu Ney’tiri her zamankinden daha çok insan karşıtı, rahatsız edici ırkçı bir karaktere evirilmiş. Sully ise her zamankinden daha çok ailesinde hâkimiyet kurmakta zorlanan bir baba figürü olmuş.
Üçlemenin en başından beri karakterlerinin tamamen dışında olmasa da giderek artan bu özellikler hikâyenin şekillenmesinde belli bir rol oynuyor. Üçüncü filmde tek yenilik, Navi’ler arasında bir bakıma korsan klanı temsil eden Mangkwan’lar ve kraliçeleri Varang oluyor.
Filmde Mangkwan’lar, artık bir Na’vi olarak mücadelesine devam eden Albay Quaritch ile yakınlaşmaları da bu açıdan oldukça ilginç duruyor ama devamı gelmiyor. Bu da hikâyeye çok yeni bir boyut katmıyor. Evet, Quaritch karakterinde (Sully’nin oğullarından biri olan Spider’la bağından dolayı) bir ‘insanlaşma mevcut. Aynı şekilde ‘ateş’ klanının başındaki Varang senaryoda ciddi bir denge noktası oluşturacak potansiyele sahip ama bütün bu karakterler ve eylemleri bir süre sonra asıl senaryoya eklemlenen aksesuar kişiler ve olaylar gibi bir hissiyat veriyorlar. Normalde hikâye ilerledikçe güçlenmesi beklenen bu karakterler giderek daha silik bir role bürünüyorlar.
Üçüncü filmde bazı mesajlar da gözden kaçmıyor. Filmde Sully’nin oğullarından biri olan Spider’ı kesme sahnesi Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’i kurban etme sahnesi ritüeli planlanmış. Pandora halkının iyiliği için onun kurban edilmesi fikri işlenmiş. Filmin başından neredeyse sonuna kadar ırkçı bir tavır sergileyen Ney’tiri de pişmanlık uyandırıyor ancak Sully’nin insani yönü ağırlık kazanıp pişman olduktan sonra geliyor. Yaptığının doğru olmadığını ve pişman olduğunu görüyoruz. Mangkwan’lar yani ‘ateş’ klanının başındaki Varang’ın kulübesinin şekli de adeta 25. Kare tekniğine nazire yaparcasına gözümüze sokuluyor.
Senaryonun matematiği; kutsal metin referansları, dışlanma ve kabul görme anlatısı, "aile olmak" ve "ulus inşası" gibi temalarla dolu ancak bu sefer altı o kadar kalın çizilmiş, mesajlar o kadar kör göze parmak sokulmuş ki, hikâye derinlikten ziyade bir kamu spotuna dönüşmüş. Sanki karşımızda yetişkin bir bilim kurgu değil de, çocuk izleyiciyi sinemaya çekme projesi için herkesin rahatça anlayacağı, zihni yormayan, basitleştirilmiş bir fabl yapılmış. Bu üçüncü film, ikinci filmin neredeyse kopyası gibi duruyor. Aynı iyiler, aynı kötüler, aynı bitmek bilmeyen kovalamaca.
Filmin bir başka tatmin etmeyen tarafı da barışsever yaratıkların şiddete başvurması için son derece zayıf nedenler bulunmuş, üstelik bu şiddeti uygulamaya fazlasıyla muktedirler. Ama ne hikmetse bir kere saldırıyorlar ve gerisi gelmiyor. Belki de savaşı daha baştan bitirebilirdi. Büyük savaştan önce Jake ve arkadaşları önce diyalogla direniyor, sonra da eyleme geçiyorlar. Bu "önce konuş, sonra yok et" formülü. Filmin kendisi gibi her şey çok Amerikalı!
Avatar 3görsel açıdan paramızın karşılığını alabildiğimiz bir film.Cameron, şimdiden Avatar 4 ve Avatar 5 filmlerini planlamış bile.Avatar4, 2029 da Avatar 5 ise 2031’te vizyona girecek.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Osman Yiğitoğlu
Avatar filmi üzerine
Matrix serisinin ilki gösterime giridiğnda sinema adına adeta bir çağ kapanıp bir çağ açılmıştı. Avatar serisinin ilk filmi gösterildiğinde de Sinema çağ atlamıştı. İlk filmin üzerinden tam 16 yıl geçti. Cameron’ın seyirciyi Pandora'nın ormanlarında yaşayan Na'vi halkıyla tanıştırmasından sonra ikinci filmde macerayı sulu ortamlara taşımıştı. Avatar’ın ikinci filminin üstünden de 3 yıl geçti. Geçtiğimiz hafta vizyona giren Avatar 3 Ateş ve Kül filminde ise filmin ikinci serisindeki benzer bir tema işlenmiş. Filmin üç buçuk saati bulan süresi boyunca izleyiciyi ilk filmdeki gibi heyecanlandırmadığı ikinci film gibi bir film olduğu hissi ağırlık kazanırken ilk filmde edindiğimiz hayranlık, yavaş yavaş dağılmış olarak sinemadan çıktık.
İlk filmin ‘devrimci’ yanını ortaya çıkaran noktalardan biri de gerçek oyuncularının yüz hareketlerini (motion capture) onları birer Na’vi haline getirmişken de kullanmasıydı. Bu durum, yaşadıkları gerçeküstü Pandora dünyasının fantastik atmosferiyle tam bir uyum içeresindeydi.
Aslında ilk film de insanoğlunun yapısındaki aç gözlülük ve kendine ait olmayan başka gezegenin kaynakları için yerel halkı katledebileceği ve yerel halkın inançlarından taviz vermeden mücadele etmesini görmüştük. İlk filmden sonra ikinci filmde Na’vi’lerin deniz dünyasına tanık olduk! Bu devam filminde artık insanlardan biraz kopuyor Navi’lerin kendi aralarındaki hiyerarşiye ve değişik klanların işleyişine tanık olmuştuk.
Üçüncü filmde Avatar’da da Pandora’nın büyülü atmosferi yerinde duruyor. Ancak ana karakterlerdeki değişim ilk filmin zıttı yönünde ilerleyerek aşırıya kaçıyor. Jake Sully karakteri artık kendini Navi halkının bir parçası görürken, âşık olduğu Ney’tiri her zamankinden daha çok insan karşıtı, rahatsız edici ırkçı bir karaktere evirilmiş. Sully ise her zamankinden daha çok ailesinde hâkimiyet kurmakta zorlanan bir baba figürü olmuş.
Üçlemenin en başından beri karakterlerinin tamamen dışında olmasa da giderek artan bu özellikler hikâyenin şekillenmesinde belli bir rol oynuyor. Üçüncü filmde tek yenilik, Navi’ler arasında bir bakıma korsan klanı temsil eden Mangkwan’lar ve kraliçeleri Varang oluyor.
Filmde Mangkwan’lar, artık bir Na’vi olarak mücadelesine devam eden Albay Quaritch ile yakınlaşmaları da bu açıdan oldukça ilginç duruyor ama devamı gelmiyor. Bu da hikâyeye çok yeni bir boyut katmıyor. Evet, Quaritch karakterinde (Sully’nin oğullarından biri olan Spider’la bağından dolayı) bir ‘insanlaşma mevcut. Aynı şekilde ‘ateş’ klanının başındaki Varang senaryoda ciddi bir denge noktası oluşturacak potansiyele sahip ama bütün bu karakterler ve eylemleri bir süre sonra asıl senaryoya eklemlenen aksesuar kişiler ve olaylar gibi bir hissiyat veriyorlar. Normalde hikâye ilerledikçe güçlenmesi beklenen bu karakterler giderek daha silik bir role bürünüyorlar.
Üçüncü filmde bazı mesajlar da gözden kaçmıyor. Filmde Sully’nin oğullarından biri olan Spider’ı kesme sahnesi Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’i kurban etme sahnesi ritüeli planlanmış. Pandora halkının iyiliği için onun kurban edilmesi fikri işlenmiş. Filmin başından neredeyse sonuna kadar ırkçı bir tavır sergileyen Ney’tiri de pişmanlık uyandırıyor ancak Sully’nin insani yönü ağırlık kazanıp pişman olduktan sonra geliyor. Yaptığının doğru olmadığını ve pişman olduğunu görüyoruz. Mangkwan’lar yani ‘ateş’ klanının başındaki Varang’ın kulübesinin şekli de adeta 25. Kare tekniğine nazire yaparcasına gözümüze sokuluyor.
Senaryonun matematiği; kutsal metin referansları, dışlanma ve kabul görme anlatısı, "aile olmak" ve "ulus inşası" gibi temalarla dolu ancak bu sefer altı o kadar kalın çizilmiş, mesajlar o kadar kör göze parmak sokulmuş ki, hikâye derinlikten ziyade bir kamu spotuna dönüşmüş. Sanki karşımızda yetişkin bir bilim kurgu değil de, çocuk izleyiciyi sinemaya çekme projesi için herkesin rahatça anlayacağı, zihni yormayan, basitleştirilmiş bir fabl yapılmış. Bu üçüncü film, ikinci filmin neredeyse kopyası gibi duruyor. Aynı iyiler, aynı kötüler, aynı bitmek bilmeyen kovalamaca.
Filmin bir başka tatmin etmeyen tarafı da barışsever yaratıkların şiddete başvurması için son derece zayıf nedenler bulunmuş, üstelik bu şiddeti uygulamaya fazlasıyla muktedirler. Ama ne hikmetse bir kere saldırıyorlar ve gerisi gelmiyor. Belki de savaşı daha baştan bitirebilirdi. Büyük savaştan önce Jake ve arkadaşları önce diyalogla direniyor, sonra da eyleme geçiyorlar. Bu "önce konuş, sonra yok et" formülü. Filmin kendisi gibi her şey çok Amerikalı!
Avatar 3 görsel açıdan paramızın karşılığını alabildiğimiz bir film. Cameron, şimdiden Avatar 4 ve Avatar 5 filmlerini planlamış bile.Avatar4, 2029 da Avatar 5 ise 2031’te vizyona girecek.