Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü geldiğinde aslında sadece bir günü değil; bir mücadeleyi, bir emeği ve bir hak arayışını hatırlıyoruz. Kadınların toplumsal hayatta eşit, özgür ve güçlü bir şekilde yer alabilmesi için verilen mücadele, geçmişte kalmış bir hikâye değil; bugün de devam eden bir sorumluluktur.
Kadın, hayatın merkezinde yer alan en önemli güçlerden biridir. Bir toplumun gelişmişliğini anlamanın en önemli yollarından biri de kadınların o toplumdaki konumuna bakmaktır. Eğitimde, ekonomide, siyasette ve sosyal hayatta kadınların aktif olduğu toplumlar daha güçlü, daha üretken ve daha huzurlu olur. Çünkü kadın yalnızca bir birey değildir; aynı zamanda bir aileyi, bir toplumu ve bir geleceği şekillendiren en önemli değerdir.
Ancak kabul etmek gerekir ki dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de kadınlar hâlâ bazı zorluklarla karşı karşıya kalabiliyor. Eğitim fırsatlarından eşit yararlanma, çalışma hayatında fırsat eşitliği ve karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilme gibi konular önemini koruyor. Bu nedenle 8 Mart sadece bir kutlama günü değil; aynı zamanda bir farkındalık ve sorumluluk günüdür.
Kadınların haklarını bilmesi, özgüvenle hareket etmesi ve toplumda daha güçlü bir şekilde yer alması için yapılan çalışmalar son derece kıymetlidir. Yerel yönetimlerden sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok kurumun bu konuda attığı adımlar, toplumun geleceği açısından umut vericidir. Çünkü bilinçlenen ve güçlenen her kadın, aslında daha güçlü bir toplumun da temelini oluşturur.
Kadınlar Günü’nü konuşurken özellikle bir gerçeğin altını çizmek gerekir. Bu özel gün, en çok da hayatını ailesine, çocuklarına ve topluma adayan; fedakârlığıyla, sabrıyla ve sevgisiyle gerçek anlamda annelik yapan kadınların günüdür. Bir çocuğun yetişmesinde emeği olan, ailesinin yükünü omuzlayan, toplumun temelini oluşturan annelerimiz aslında görünmeyen kahramanlardır. Çünkü güçlü bireylerin yetişmesinde en büyük pay çoğu zaman bir annenin emeğidir. Bu nedenle 8 Mart, sadece bir kutlama değil; gerçek anlamda annelik yapan, hayatı güzelleştiren tüm kadınlara duyulan saygının ve vefanın da ifadesidir.
Unutulmamalıdır ki kadınların güçlenmesi sadece kadınların değildir; bu, toplumun tamamının meselesidir. Bir toplumda kadın mutluysa, huzurluysa ve kendini güvende hissediyorsa o toplum da huzurludur.
Bir başka önemli gerçeği de göz ardı etmemek gerekir. Toplumda şiddet mağdurlarının büyük çoğunluğunu kadınlar oluştursa da, şiddetin yalnızca tek taraflı bir mesele olmadığını da görmek gerekir. Zaman zaman kadınların da şiddet uyguladığı örnekler karşımıza çıkabilmektedir ve bu durum da azımsanmayacak bir gerçektir. Bu yüzden kadının uyguladığı şiddet her zaman ‘meşru’ kılınıp nefs-i müdaafa romantizmi statüsünde olamaz. Bu nedenle şiddet söz konusu olduğunda meseleye kadın ya da erkek ayrımıyla değil, insanlık ve adalet penceresinden bakmak gerekir. Şiddeti uygulayan kim olursa olsun, hiçbir gerekçe bu suçu meşru kılamaz. Bu yüzden şiddetin faili kimse, en ağır ve caydırıcı cezayı almalıdır. Çünkü adaletin temel ölçüsü kişinin kimliği değil, işlediği suçtur.
“Konu ne olursa olsun, verdiğin 'üzüntü' ve aldığın 'ah' bir cam parçasından daha keskindir. Dönüp dolaşıp üzerine basarsın. Kime ne yaparsan bir gün aynısını yaşarsın.” (Hz. Mevlana)
8 Mart vesilesiyle annelerimizi, öğretmenlerimizi, emekçi kadınlarımızı ve hayatın her alanında mücadele eden tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Kadınların emeğinin, aklının ve katkısının daha fazla görünür olduğu bir toplum umuduyla…
Çünkü güçlü kadın, güçlü toplum demektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet Çetinkaya
Hak, emek, umut ve adalet
Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü geldiğinde aslında sadece bir günü değil; bir mücadeleyi, bir emeği ve bir hak arayışını hatırlıyoruz. Kadınların toplumsal hayatta eşit, özgür ve güçlü bir şekilde yer alabilmesi için verilen mücadele, geçmişte kalmış bir hikâye değil; bugün de devam eden bir sorumluluktur.
Kadın, hayatın merkezinde yer alan en önemli güçlerden biridir. Bir toplumun gelişmişliğini anlamanın en önemli yollarından biri de kadınların o toplumdaki konumuna bakmaktır. Eğitimde, ekonomide, siyasette ve sosyal hayatta kadınların aktif olduğu toplumlar daha güçlü, daha üretken ve daha huzurlu olur. Çünkü kadın yalnızca bir birey değildir; aynı zamanda bir aileyi, bir toplumu ve bir geleceği şekillendiren en önemli değerdir.
Ancak kabul etmek gerekir ki dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de kadınlar hâlâ bazı zorluklarla karşı karşıya kalabiliyor. Eğitim fırsatlarından eşit yararlanma, çalışma hayatında fırsat eşitliği ve karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilme gibi konular önemini koruyor. Bu nedenle 8 Mart sadece bir kutlama günü değil; aynı zamanda bir farkındalık ve sorumluluk günüdür.
Kadınların haklarını bilmesi, özgüvenle hareket etmesi ve toplumda daha güçlü bir şekilde yer alması için yapılan çalışmalar son derece kıymetlidir. Yerel yönetimlerden sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok kurumun bu konuda attığı adımlar, toplumun geleceği açısından umut vericidir. Çünkü bilinçlenen ve güçlenen her kadın, aslında daha güçlü bir toplumun da temelini oluşturur.
Kadınlar Günü’nü konuşurken özellikle bir gerçeğin altını çizmek gerekir. Bu özel gün, en çok da hayatını ailesine, çocuklarına ve topluma adayan; fedakârlığıyla, sabrıyla ve sevgisiyle gerçek anlamda annelik yapan kadınların günüdür. Bir çocuğun yetişmesinde emeği olan, ailesinin yükünü omuzlayan, toplumun temelini oluşturan annelerimiz aslında görünmeyen kahramanlardır. Çünkü güçlü bireylerin yetişmesinde en büyük pay çoğu zaman bir annenin emeğidir. Bu nedenle 8 Mart, sadece bir kutlama değil; gerçek anlamda annelik yapan, hayatı güzelleştiren tüm kadınlara duyulan saygının ve vefanın da ifadesidir.
Unutulmamalıdır ki kadınların güçlenmesi sadece kadınların değildir; bu, toplumun tamamının meselesidir. Bir toplumda kadın mutluysa, huzurluysa ve kendini güvende hissediyorsa o toplum da huzurludur.
Bir başka önemli gerçeği de göz ardı etmemek gerekir. Toplumda şiddet mağdurlarının büyük çoğunluğunu kadınlar oluştursa da, şiddetin yalnızca tek taraflı bir mesele olmadığını da görmek gerekir. Zaman zaman kadınların da şiddet uyguladığı örnekler karşımıza çıkabilmektedir ve bu durum da azımsanmayacak bir gerçektir. Bu yüzden kadının uyguladığı şiddet her zaman ‘meşru’ kılınıp nefs-i müdaafa romantizmi statüsünde olamaz. Bu nedenle şiddet söz konusu olduğunda meseleye kadın ya da erkek ayrımıyla değil, insanlık ve adalet penceresinden bakmak gerekir. Şiddeti uygulayan kim olursa olsun, hiçbir gerekçe bu suçu meşru kılamaz. Bu yüzden şiddetin faili kimse, en ağır ve caydırıcı cezayı almalıdır. Çünkü adaletin temel ölçüsü kişinin kimliği değil, işlediği suçtur.
“Konu ne olursa olsun, verdiğin 'üzüntü' ve aldığın 'ah' bir cam parçasından daha keskindir. Dönüp dolaşıp üzerine basarsın. Kime ne yaparsan bir gün aynısını yaşarsın.” (Hz. Mevlana)
8 Mart vesilesiyle annelerimizi, öğretmenlerimizi, emekçi kadınlarımızı ve hayatın her alanında mücadele eden tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Kadınların emeğinin, aklının ve katkısının daha fazla görünür olduğu bir toplum umuduyla…
Çünkü güçlü kadın, güçlü toplum demektir.