Bursa’nın 5 takımı bir araya gelerek 1963’te kurdu Bursaspor’u… Sancılı günlerdi… Acar İdman Yurdu, Akınspor, İstiklal, Pınarspor ve Çelikspor başkanları bir araya geldi. Herkes kendi renginin olmasını istiyordu. Sarı-Mavi, Siyah Beyaz vs vs…
Kimsenin dediği olmadı, ovanın yeşili, Uludağ’ın beyazında mutabık kalındı. Bu atılımla bir çağ kapandı, yeni bir çağ açıldı aslında Türk futbolunda…
Sedat 3 Efsanesi doğdu örneğin, Wembley’de İngiltere’ye karşı A Milli Takım’ın kaptanı olarak sahaya çıktı. Erseller ve Mesutlar, Bahtiyarlar ve sonrasında niceleri büyük emek verdiler futbolun gelişimine. 2010’da bir milat oldu… Bursaspor, tarihinde ilk kez Süper Lig’de şampiyon olma başarısı gösterdi.
Hem iyi hem de kötü zamanları tetikledi şampiyonluk… Şampiyon Başkan İbrahim Yazıcı’nın ani vefatı da kırılma noktası oldu. Ardından gelen yönetimler birer mirasyedi gibi davrandı. Ekonomik anlamda ihya olması gereken dönemde kasanın dibi delikmiş gibi para tutulamaz oldu. Kötü günleri daha kötü günler tetikler hale geldi. Git gide eridi kulüp ve adeta dipleri gördü. Basit bir elektrik faturası ödemesinde bile davullar zurnalar çaldı. Hiçbir şalter bu kadar kıymetli olmamıştı.
Kaçak yakıtlarla doldurulan jeneratörlerle kulüp aydınlığa çıkmaya çalıştı. Soğuk sularda duş alan oyuncular, makarna partisinden öte gitmeyen yemekler, transfer tahtası kabusları, puan silme cezaları, icralar ve en sonunda kulübün kapısına kilit vurulmaya gelen zamanlar.
Bir Cesur Yürek gerekliydi ya da masal sona erecekti. Bir yağız delikanlı desteği arkasına alarak boy gösterdi meydanda… Enes Çelik… Herkesin umudu olmuştu. 3’üncü Lig’de yer alan takımın yükselişe ihtiyacı vardı. Açılışı 200 milyon liralık bağışla yaptı Başkan Çelik ve arkadaşları… Şehir kımıldandı… Transfer tahtası yerle bir edildi. En iyiler Özlüce’nin kapısından içeri girdi. Takımdaşlık olgusu oluştu. Eski göz ağrımız Pablo Martin Batalla takımın başına geldi. Uzun süre lider giden takımda kan değişimi hasıl oldu ve göreve Adem Çağlayan geldi. Mutlu sona ulaşıldı. Bütün bunlar bir sihirli değnekle olmadı.
Nesine 2’nci Lig’de kırmızı gruba düştü Timsah… Hedef 1’nci Lig’di… Sezona Adem Çağlayan başladı, sallantı oldu Tahsin Tam göreve geldi. ‘Tam oldu’ derken istikrarsızlık tablosu tecrübeli teknik adamın da sonunu getirdi. Koltukta bu kez Mustafa Er vardı. Er komutasında bambaşka bir çehreye büründü Yeşil Beyazlılar. Liderlik perçinlendi, özgüven tavan yaptı.
Bu duygularla Muşspor deplasmanına gidildi. Sporun, dostluk, barış ve kardeşlik olduğu gerçeğiyle dost Muş’a gittik. Bursa’da kendilerine son derece centilmence misafirperverlik yapmıştık. Orada da aynısı beklemek hakkımızdı. Ancak saha içinde centilmenlik olsa dahi tribünde aynı tablo gerçekleşmedi. Mermerler, beton çivileri, demirler… Kartopunun içine gizlenerek adeta yaralayıcı bir silah haline evrildi. Ancak, Bursaspor ağır saha koşullarından da sağ salim çıktı ve şampiyonluk yolunda rakiplerinin de eşsiz katkısıyla çok önemli bir adım attı.
Türk futbolunun gelişmesini kimler istemiyorsa dürüstçe söylemeli. Tüm şehri suçlamak, taraftarın bütününü hedef göstermek de anlamsız elbette. İki şehir arasındaki dostluk bu maça sığmayacak kadar büyük…
Kardeşlik rüzgarları, yalan rüzgarlarına dönüşmüş vaziyette…
Kısacası bir varmış, bir yok‘MUŞ’. Karnımız bu masallara çok tokmuş!!!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet Çetinkaya
Bir varmış, bir yok ‘MUŞ’
Bursa’nın 5 takımı bir araya gelerek 1963’te kurdu Bursaspor’u… Sancılı günlerdi… Acar İdman Yurdu, Akınspor, İstiklal, Pınarspor ve Çelikspor başkanları bir araya geldi. Herkes kendi renginin olmasını istiyordu. Sarı-Mavi, Siyah Beyaz vs vs…
Kimsenin dediği olmadı, ovanın yeşili, Uludağ’ın beyazında mutabık kalındı. Bu atılımla bir çağ kapandı, yeni bir çağ açıldı aslında Türk futbolunda…
Sedat 3 Efsanesi doğdu örneğin, Wembley’de İngiltere’ye karşı A Milli Takım’ın kaptanı olarak sahaya çıktı. Erseller ve Mesutlar, Bahtiyarlar ve sonrasında niceleri büyük emek verdiler futbolun gelişimine. 2010’da bir milat oldu… Bursaspor, tarihinde ilk kez Süper Lig’de şampiyon olma başarısı gösterdi.
Hem iyi hem de kötü zamanları tetikledi şampiyonluk… Şampiyon Başkan İbrahim Yazıcı’nın ani vefatı da kırılma noktası oldu. Ardından gelen yönetimler birer mirasyedi gibi davrandı. Ekonomik anlamda ihya olması gereken dönemde kasanın dibi delikmiş gibi para tutulamaz oldu. Kötü günleri daha kötü günler tetikler hale geldi. Git gide eridi kulüp ve adeta dipleri gördü. Basit bir elektrik faturası ödemesinde bile davullar zurnalar çaldı. Hiçbir şalter bu kadar kıymetli olmamıştı.
Kaçak yakıtlarla doldurulan jeneratörlerle kulüp aydınlığa çıkmaya çalıştı. Soğuk sularda duş alan oyuncular, makarna partisinden öte gitmeyen yemekler, transfer tahtası kabusları, puan silme cezaları, icralar ve en sonunda kulübün kapısına kilit vurulmaya gelen zamanlar.
Bir Cesur Yürek gerekliydi ya da masal sona erecekti. Bir yağız delikanlı desteği arkasına alarak boy gösterdi meydanda… Enes Çelik… Herkesin umudu olmuştu. 3’üncü Lig’de yer alan takımın yükselişe ihtiyacı vardı. Açılışı 200 milyon liralık bağışla yaptı Başkan Çelik ve arkadaşları… Şehir kımıldandı… Transfer tahtası yerle bir edildi. En iyiler Özlüce’nin kapısından içeri girdi. Takımdaşlık olgusu oluştu. Eski göz ağrımız Pablo Martin Batalla takımın başına geldi. Uzun süre lider giden takımda kan değişimi hasıl oldu ve göreve Adem Çağlayan geldi. Mutlu sona ulaşıldı. Bütün bunlar bir sihirli değnekle olmadı.
Nesine 2’nci Lig’de kırmızı gruba düştü Timsah… Hedef 1’nci Lig’di… Sezona Adem Çağlayan başladı, sallantı oldu Tahsin Tam göreve geldi. ‘Tam oldu’ derken istikrarsızlık tablosu tecrübeli teknik adamın da sonunu getirdi. Koltukta bu kez Mustafa Er vardı. Er komutasında bambaşka bir çehreye büründü Yeşil Beyazlılar. Liderlik perçinlendi, özgüven tavan yaptı.
Bu duygularla Muşspor deplasmanına gidildi. Sporun, dostluk, barış ve kardeşlik olduğu gerçeğiyle dost Muş’a gittik. Bursa’da kendilerine son derece centilmence misafirperverlik yapmıştık. Orada da aynısı beklemek hakkımızdı. Ancak saha içinde centilmenlik olsa dahi tribünde aynı tablo gerçekleşmedi. Mermerler, beton çivileri, demirler… Kartopunun içine gizlenerek adeta yaralayıcı bir silah haline evrildi. Ancak, Bursaspor ağır saha koşullarından da sağ salim çıktı ve şampiyonluk yolunda rakiplerinin de eşsiz katkısıyla çok önemli bir adım attı.
Türk futbolunun gelişmesini kimler istemiyorsa dürüstçe söylemeli. Tüm şehri suçlamak, taraftarın bütününü hedef göstermek de anlamsız elbette. İki şehir arasındaki dostluk bu maça sığmayacak kadar büyük…
Kardeşlik rüzgarları, yalan rüzgarlarına dönüşmüş vaziyette…
Kısacası bir varmış, bir yok‘MUŞ’. Karnımız bu masallara çok tokmuş!!!