SON DAKİKA
Hava Durumu

Afetlere sosyolojik yaklaşım (2)

Yazının Giriş Tarihi: 27.10.2022 07:34
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.11.2022 19:25

Günümüzde Japonya’da meydana gelen çok şiddetli depremler neticesinde hiçbir bina veya yapı zarar görmemektedir. Bu sebeple şu söylenebilir, Japon halkının zarar görebilirliği hemen herkes için eşittir ve en az düzeydedir diyebiliriz.

Fakat ülkemiz için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Deprembilimci Prof. Dr. Ahmet Ercan katıldığı bir televizyon programında İzmir'deki 6.6 büyüklüğündeki depreme ilişkin açıklamalarda bulundu. "Deprem ve terör yoksulun sorunudur" diyen Ercan "Depremde yoksullar ölür, zenginler ölmez. Hiçbir ünlünün, hiçbir zengin bir kişinin enkaz altından çıkarıldığını duymadınız, duymayacaksınız" ifadelerini kullandı.(Gazete Duvar)

 Hoca bunu söyleyerek hem zarar görebilirlik konusuna değinmekte hem de depremde dezavantajlı olan grupların varlığını kabul etmektedir. O zaman şu sorunun sorulması gerekmektedir:

Afetten etkilenen bireylerin yakınlarını kaybetmenin dışında,  işlerini kaybettikleri, aile yapılarının değiştiği, afetten önceki yaşam kalitelerinin olmadığı, sağlık sorunlarının ortaya çıktığı, engelli oldukları, başka yerlere göç ettikleri gibi değişkenlik gösterdiği, her afetten sonra bunlar gözlemlenmiştir. İşin bir başka boyutu da yaşanan afetlerin kadınlar üzerinde, engelliler üzerinde, yaşlılar ve çocuklar üzerinde daha yıkıcı ve bazen kalıcı etkiye sahip olduğu, özel ihtiyaçları daha fazla olan bu grupların iyileştirme safhasında genellikle göz ardı edildiği bilinmektedir.

Yaşanan afetlerden etkilenen dezavantajlı grupların bazı psikolojik sorunlar yaşadıkları, bunun sonucunda da bireylerin sosyal hayatlarına tam manasıyla alışamadıkları yapılan araştırmalarda tespit edilmiştir.

Bu açıdan konuyu değerlendirdiğimizde afetlerin yalnızca bireylerin psikolojilerini etkilemekle kalmayıp toplumdaki mevcut düzenin değişiminde de önemli bir rol oynadığını sosyolojik açıdan söyleyebiliriz.

 

Depremlerin toplumsal etkileri, afet sonrasında görülmektedir. Genel olarak bakıldığında depremin yol açtığı can ve mal kayıpları, toplumda sosyal tahribatlar ve sosyal eşitsizlikler yaratmaktadır.

Yaşanan depremlerin yıkıcı etkisiyle ortaya çıkan bu sosyal adaletsizliklere baktığımızda ülkemizde kentlerde yaşayanların büyük bir kısmının yoksul olduğu ve bu insanların yardıma muhtaç oldukları sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Deprem sonrası ekonomik durumları iyi olanların deprem bölgesini terk ederken, geride kalan yoksulların ise ekonomik imkânsızlıkları ve muhtaçlıkları yüzünden yerlerini terk edemedikleri de bilinen bir gerçektir.

 Önemli bir konuda, ülkemizde meydana gelen depremlerde afet sonrası toplumsal göçlerdir. Genelde bu göçleri gerçekleştirenlerin, zengin bir kesim olduğu yaşanan her afet sonunda gözlemlenmiştir.

Depremler ayrıca Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan aile kurumunu da olumsuz etkilemektedir; ailede kaybedilen canlar, engelli kalan aile bireyleri ve çocuklar üzerinde büyük travmalara yol açmaktadır. Depremler sonucunda ise aile içi geçimsizlik, şiddet ve boşanma gibi sonuçlarıda ortaya çıkarabilmektedir.

Ayrıca, toplumda “depremden etkilenenler” ve “depremden etkilenmeyenler” adı altında iki ayrı grup oluşacaktır. Depremden etkilenen gruplar, yaşadıkları travma yüzünden topluma uyum sağlamada güçlük çekecektir.

Bu güne kadar yaşanan afetlerin olumsuz tarafları bulunmakla birlikte, bireyleri ve toplumu etkilediği ortada olmasına rağmen, bazı iyi yönleri de bulunmaktadır. Meydana gelen afetler toplumlarda, ekonomik kayıpların yaşanmasına sebep olmakla birlikte, manen bireyleri de etkilemektedir. Bunun sonucunda ise toplumun dış tehditlere karşı birlik ve beraberlik dayanışma kültürünün ortaya çıkmasını sağlamaktadır

Toplumlar afet gibi yıkıcı, etkileri olan ve zarar verici bu felaket dönemlerinde empati yaparak afette etkilenen bireyleri önemsemektedirler. Buda bize toplumun ve bireylerin bu tür durumlarda ,insani ve vicdani olarak hareket etmeye, toplumda pozitif bilincin oluşmasına imkan sağlamaktadır.

         Ülkemizde meydana gelen afetler neticesin de kişilerin yaşam tarzı ne olursa olsun, dininin, dilinin, ırkının önemli olduğu ülkede, bunların bir kenara bırakılması, bir ve beraber olabileceğimizin farkına varılması açısından çok büyük bir öneme sahiptir.

Deprem riskinin yüksek oluğu ülkemizde, yukarıda bahsedildiği gibi depremin sadece fiziksel yaralar açmadığı, ayrıca toplumsal boyutta da önemli değişikliklere yol açtığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak; Yaşanan afetler ve toplumsal değişimler, afet sonrası toplumda yaşanan acıları unutturmak adına birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Afetlerde halkımızın paylaşma kültürünü önemsediğini bir kez daha göstermektedir. Ülkemiz deprem afetine karşı, hem öncesinde hem de sonrasında hazır olmalıdır. Deprem gibi afetleri iyi yönetmek demek olumsuz toplumsal değişimlerin önüne geçmek demektir. Toplum olarak afetlere karşı bilinçli olmalı nerede ne zaman ve nasıl olacağı belli olmayan afet riskine karşı tedbirli olmalıyız.

 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.