BURSA
Giriş Tarihi : 15-04-2021 08:42   Güncelleme : 15-04-2021 08:42

GIDA TARIMSIZ, TARIM KOOPERATİFSİZ OLMAZ!

Şehrimizin değil ülkemizin en büyük ve de aktif  kooperatifleri arasında yer alan  Kulaca  Kalkınma Kooperatifi kurucularından Sayın Ahmet Uğur  ile Kulaca  Kalkınma Kooperatifi'nin kuruluşu, çalışmaları, Türk tarımının durumu, tarımın geliştirilmesi için neler yapılabileceği ve daha birçok konuyu ele aldığımız kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik.

GIDA TARIMSIZ, TARIM KOOPERATİFSİZ OLMAZ!

Özkan YILDIRIM

Öncelikle Başkanım bizleri, ekibimizi İnegölümüz'ün güzel mahallelerinden Kulaca'daki tesisinizde misafir ettiğiniz için teşekkür etmek istiyorum. Sizi tanıyarak röportajımıza başlayalım. Ahmet Uğur kimdir? Sonrasında Türk tarımının durumu ve elbette gelişmesi için neler yapılması gerektiği ile  ilgili bizlere bilgi verirseniz seviniriz.

7 KURUCUDAN BİRİYİM

Ben Ahmet Uğur, 1945 İnegöl Kulaca Köyü doğumluyum. Karayollarından 1990 yılında emekli oldum. 74'te Kooperatifi kurduk. 7 kurucudan birisiyim. 1980 öncesinde Kooperatif farklı değerlendiriliyordu. 1975 yılında başkan oldum, 1976 yılında o günün şartlarında 300 ton kapasiteli salça fabrikamızı kurduk, 1979'da kadar başkanlık yaptım. O yıldan sonra işim nedeniyle ayrıldım. 1990 yılında emekli olduktan sonra köyüme geldim. Burada bir kum ocağı açarım dedim. Kooperatifimizin genel kurulu vardı o zaman arkadaşlarımızdan bazıları satılsın, bazıları kapansın diyordu. Dedik ki nasıl olsa buralardayız genç arkadaşlarımızla orta yaşlı arkadaşlarımızla ekip kurduk işin içerisine girdik. O günün parasıyla 1 milyon 60 Bin lira SSK borcu birikmişti, kooperatif dağılma noktasına gelmiş, işlevi yoktu. Allah ömür verirse güç verirse burayı değiştiririz dedik. 1997 yılına kadar kapasitemizi  1000 tona çıkarttık ,makinaları yeniledik. Sonuçta dedi ki Azmin elinden bir şey kurtulmuyor. O zamanlar ülkenin  gıda üzerine gelişme süreci vardı sonrasında kapasitemizi 1500 tona çıkarttık. Bundan 15 yıl öncesinde aracı firma ile ihracat yapmaya başlamıştık. Fakat son 5-6 yılda direkt olarak kendimiz Hollanda gibi bir ülkeye 800 ton ile  1000 ton arasında salça ihraç ediyoruz.

HER GEÇEN YIL KAPASİTEMİZİ ARTTIRIYORUZ

O da bize  çok büyük bir fırsat oldu, ülkemize döviz getirmeye başlamış olduk.Burada istihdam olsun, çiftçilerimize olan desteğimiz de artmış oldu. Aşağı yukarı şuan da 1500-2000 ton civarında biber işliyoruz.3000-3500 ton civarında domates istiyoruz Tabii bu işçiye fabrikada çalışan işçiye çevrelerdeki çiftçilerimize ve de elbette İnegöl'de Bursa'da  satış ağımız var yine çevre illerde ilçelerde ürünlerimizi satan bayi gibi satıcılarımız var hem toptancı hem perakendeciler. İşi bu şekilde götürüyoruz devletten kredi vesaire almadık kendi öz kaynaklarımızla bu işi sürdürüyoruz. Hollanda'ya 800 ton 2020 yılında ihracat yaptık, şu anda hepsini birden istiyorlar ama konteyner olmadığı için karayolu, demiryolu vesaire göndermeye çalışıyoruz. Şükür kuvvetimiz ayakta başarılı bir şekilde yolumuza  devam ediyoruz. Üretmiş olduğumuz salçalar salça kalitesi ,Türkiye'de 1 numaradır. Bizim salçamızı kullanan tüketen başka salça kullanmaz, kooperatifimizde hem vatandaşlarımıza herkese kooperatifçilik örneğini göstermeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra tarımın iyi olması için Avrupa Birliği doğrultusunda sürdürülebilir tarım Çiftçi sertifikası çalışmalarımız devam ediyor, her geçen gün ülkemize vatandaşımıza faydalı olmaya çalışıyoruz.

TARIM SANAYİSİ OLMAZSA OLMAZ

Başkanım girişte de gördük salça  haricinde de birçok ürün üretimi yapıyorsunuz bunu tüketicilere ulaştırıyorsunuz .Bu konularla ilgili bizlere bilgi verir misiniz?


Öncelikle tabii salça çeşitlerimiz var birçok. Bunun yanı sıra kendi köyümüzde hamur türü hamurdan yapılmış eriştesidir, tarhanasıdır bu gibi şeyleri yapılıyor bunun yanında yöremizin yine fasulyesi, nohutu var. Çünkü bizim ürünlerimiz garantili olduğu için vatandaşımız güvenerek alıyor. Kooperatif güvencesi çok önemlidir ama Türkiye’de  kooperatifçilik gelişmiyor. Hem eğitim olmayışı hem de tarımın devlet tarafından iyi bir şekilde desteklenmemesi etken. Bugün dahi tarımda büyük zafiyetler var, ülkemizin 80 Milyonu  değil ,150 milyonu besleyecek toprakları var. Birleşmiş Milletler'in yapmış olduğu araştırmada Türkiye'de tarımda verimlilik % 50'nin altında bunu %100’lere yaklaştırmamız durumunda  çok daha iyi olacak. Hele şu pandemi döneminde ülkeler hiçbir zaman stoktaki ürünlerini satmıyorlar, mesela geçen sene Şubat ayında Mart ayında pandemi başladığı zaman her yer ekilsin dendi ekildi de, ama baktık ki sonra rezilliği oldu. Türkiye'de tarımın ayakta durabilmesi için üç unsuru vardır 1- Ürünün planlaması 2- Fiyat istikrarı 3- Tarım sanayisi. Soğanlardepolarda  çürüyor şimdi 25 kuruşa soğanı alan yok  ama geçen sene ekin ekin dendi bunun  sanayisi olsaydı soğan hem dondurulmuş olarak yapılabilir, hem aynı zamanda kavrulması yapılabiliyor bugün büyük otellerde ,restoranlarda, büyük yemekhanelerde soğan kavrulmuş ya da dondurulmuş olarak kullanılıyor. Bu ülkede bunların yapılması lazım bu şekilde değerlendirilmesi lazım ama maalesef bu yapılamıyor. İşini bilmeyen akademisyenler  göreve getiriliyor. Bu da tabii esprilere bile  nedenolabiliyor,işi çok iyi bilmedikleri için.

DOĞRUDAN  DESTEKVERİLMELİ

Pandeminin kısa zamanda bitmeyeceği görülüyor. Bu yüzden ülkemizde Gıda ile ilgili önlemler alınması lazım. Mesela su kullanmakla ilgili suyun kullanımı problem olmaya başlandı. Çünkü suyun kullanımı ile ilgili mutlaka öğretilmesi lazım.Çünkü vatandaş bilmiyor bunun günah olup olmadığını dahi bilmiyor, suyu tasarruf etmiyor. Tarımda kullanılan suyun yüzde yetmişi salma su dediğimiz sulama sistemi ile yapılıyor buna vahşi sulamada  denir. Ondan sonra yağmurlama sulama ya yavaş yavaş geçmemiz lazım yüzde 5- 7 civarında damlama sulama yapılıyor. Son yıllarda devletin  Ziraat Bankası vasıtası ile damlama sistemlerine  destek vereceği hibeler olacağı söyleniyor ama vatandaş bizim bilhassa bu yörelerde toprakların, arazilerin ufak olması nedeniyle buna giremiyor. Burada şu yapılabilir alımlara  destek verilmesi lazım. Sulama boruları ya da sulama ile ilgili bunlar alınırken bunların alınmasına destek verilmesi lazım. Öbür türlü proje isteniyor küçük yerler projeye gidemiyor proje için de bazı danışmanlık büroları var onlara da çok para veriliyor ve bu  vatandaşlar  geçim sıkıntısında oldukları  için bunlara pek fazla eğilemiyorlar. Dediğim gibi kendi imkanları ile tarlasına döşeme yaptığı zaman biz onlara doğrudan desteği vermemiz gerekiyor. Bu yapılırsa damlama sulamada biraz daha mesafe alınır. Bunun yanında eğitim tasarruf ,eğitim tasarruf çok önemli bunları vatandaşa işlemek gerekiyor tarımın güzel bir yere gelmesi için.

KIRSAL KESİM DAHA FAZLA DESTEĞİ HAK EDİYOR

Bir de artık sanayide durdu işsizlikte arttı.  Köyde kalsa o vatandaş hiç bir  işi olmasa dahi komşunun desteği ile aç kalmaz. Ama şehirde bu durum olmaz. Adam işsiz kalmışsa komşusu bir gün verir,iki gün verir, üçüncü  gün vermez ama köylerdeki dayanışma eski bizim Türk geleneklerine göre dayanışma daha fazladır. O yüzden kırsal kesime artık daha fazla önem verilmesi lazım. Kırsal kesimle ilgili bir şey daha söylemek isterim.

EKİLEBİLİR  ARAZİLER  MUTLAKA KORUNMALI

Bursa'daki Büyükşehirler'den adam 3-5 kuruş tasarruf edip  köyden  3 dönüm 5 dönüm yer almış buralara bir karavan koyuyor, tarla doğru dürüst işlenmiyor. Bunların da mutlaka önleminin alınması lazım,daha sonra bu  kişiler karavanı sabitleştiriyor. Bir ceza yazılırsa da  işte oraya buraya ufak tefek ceza ödemelerinden sonra kalabiliyorlar. Bir de tabii güven kalmıyor 3-5 sene de bir yasa çıkartılıyor ya da kararname çıkartılıyor affediliyor. Bu kuralların katı bir şekilde uygulanması lazım. Tarlalarda vesaire bu ekilebilir dikilebilir arazilerde bu tür durumun olmaması lazım, zaten tarıma ayrılan tarım yapılabilen araziler gittikçe azalıyor Ama işte böyle dediğim gibi bu tür şeylerde olduğunda bu tarım arazileri gittikçe azalmış oluyor. Bu pandemi zamanı da işte hafta sonları  sokağa çıkma yasağı ile ilgili bunlar da bunu hızlandırmaya başladı. İşte Cuma akşamından geliyor burada tarlada karavanında kalarak hafta sonlarını  geçirmiş  oluyorlar. Bunların tarım arazilerinin dışarısında olabilecek yerlerde çadır vesaire kullanılarak yönlendirilmesi lazım. Bu az olan ekilebilir dikilebilir arazilerin bu tür işgallerden bir şekilde kurtarılması  lazım diye düşünüyorum. Mutlaka konuyla ilgili katı kuralların uygulanması gerekiyor.

SERTİFİKALI ÜRÜN YETİŞTİRİYORUZ

Kulaca kooperatifinizin gelecek hedefleri ile ilgili neler söylersiniz Başkanım ? Gerçekten en başta çok güzel çalışmalar yapmışsınız, sonrasında yine sıkıntılı bir süreçten sonra tekrardan görevi devralmışsınız ve de  bugünlere gelmişsiniz  neler söylersiniz ?

Müesseselerin  ayakta durması için ilkeler çok önemlidir. Bizim de buradaki amacımız kurumsallaşmadır. Mesela burada TSE’den   aldığımız belgelerdir. Yönetim sistemleri gıda sistemleri şu anda Türkiye'de ilklerden biri olan Gıda ile ilgili tarımın sertifikalı olmasıdır. Şimdi bizim Hollanda'daki firmamızın isteği şu; sertifikalı ürün istiyor. Sertifikalı ürün almak istiyor bunun için sertifikalarını, belgelerini  almamız gerekiyor. Bunun için Türkiye'den bu belgeyi vermiyorlar Danimarka'daki bir kurumdan alınıyor yılda bir geliyorlar tetkik  ediyorlar uygun raporu veriyorlar uygun rapor neticesini bize sertifika veriyorlar. İşte o sertifikalı ürün neticesinde Hollanda'daki dış pazarlara sattığımızda ı ürün sertifikalı olduğunda 15-20 sent daha fazladan satmış oluyorlar. Tabii bunun da kriterleri var,tabii burada Türkiye'deki kırsal kesimin eğitimi ziraat mühendislerinin, ziraatte çalışmaları çok önemli. Kendi kazançlarını idame edememelerinden dolayı maalesef başka sektörlere gidiyorlar. Tabi bu gidiş bizim gelişmemize iyi olmuyor.

EĞİTİM, EĞİTİM, EĞİTİM  HER ALANDA EĞİTİM

Peki ya sanayi gelişmiş mi? Sadece ekipman fuarlara gittiğinizde  görürsünüz tarım ürünleri mezarlığı olmuş ,her taraf traktör, çapa, pulluk vesaire yani tarım ile ilgili ekipman oldukça gelişmiş Türkiye'de.Fakat toplum bunu kullanamıyor,kullandığı zaman da tam randımanlı yapamıyor. Çünkü 1997'den bu zamana  okullarda tarım dersi yoktur, bir saat tarım dersi yoktur. O yüzden köylerdeki çocuklar tarımda tembelleştikleri  için bir şekilde şehre   gözüne dikmişlerdir. İşte gider asgari ücretli iş bulursa çalışır ,eğitime bakınca da kırsal kesimdeki çocukların şehirde yaşayan  çocuklarla  aynı kulvarda koşması oldukça zordur. Türkiye'de okullara imtihanla aldıkları puana göre okullara giydiklerine göre kırsal kesimdeki çocukların yeterli puanı alamadıklarından dolayı ya en düşük fakültelere gidebiliyorlar ya da işte fabrikalarda çalışıyorlar. Sonrasında iş bulamadıklarında büyük sıkıntı yaşıyorlar ve bunalıma girmiş oluyorlar. Bu da büyük bir sıkıntı gerçekten.


ESKİDEN İMECE USULÜ VARDI..!!

İnegöl mobilyası bütün dünyada ismi duyulmuş olmasına rağmen Mobilya sektöründe çalışan iş adamları çocuklarını mobilya üzerine okula göndermiyorlar. Bu da elbette  büyük sıkıntı. Tabandan yetişecek kişi de bunu öğrenmek için uzun yıllar geçiyor. Bir de  mesela zenginse çocuğunu okutmak istiyor ama tarımda okumasın diyor “zor “ diyor ,zor deyince çocuğu başka kolay mesleklere yöneliyor ve böylelikle toplum tembelleşti. Eskiden imece usulü çalışırlardı, ev hanımları da çalışırdı.3-5 dönüm tarlası varsa bir şeyler ekiyorsa işçi getiriliyorlar, toplarken işçi getiriyor, dikerken işçi getiriyor burada o zaman tabii ki maliyetler artıyor,o  zaman para da kalmıyor sonrada  bağırmaya başlıyor “tarımda para yok” diye. Mutlaka Türkiye'de bir değişim gerekiyor. Bunda  televizyondaki dizilerin de etkisi var İnegöl'de birçok yerde kafe var o bankadan bu bankadan kartları almış  vatandaş  cepte para da yok kartla geçiyor.

ÖZENTİ  TOPLUMU KEMİRİYOR

Rakamlara baktığımız da kart borçları milyarları geçmiş. Eskiden yerli malı kullanılırdı şimdi özenti hep dışarıdan gelen ithal ürünlere.Hadi parası olan bunu  alıyor ama özenti olduğundan olmayan da buna ulaşmaya çalışıyor maalesef bu şekilde gidiyor ve sonrasında sıkıntılar yaşanıyor. Eskiden yaş  itibarıyla biz karasabanla vesaire çalışıyorduk tarlalarda. O dönemlerde elektrik yok, radyo yok ,  televizyon yoktu ama  insanlar mutluydu, zor şartlarda yaşamasına rağmen mutluydu. Şimdi her şey var ama ne zengini ,ne fakiri mutlu değil. Bu nereden kaynaklanıyor, bu özentiden dolayı olmuş oluyor dünyayı görünce herkes ,her  şey etkilenmeye başlıyor, bu durumu nasıl halledeceğiz? Eğitimle bir tarafa kanalize ederek eğitim şart diyoruz.Mutlaka bunların değişmesi lazım bu gidişatın değişmesi lazım. Dediğim gibi çocuk üniversite mezunu oluyor ama mesleği ile ilgili iş bulamıyor.Onun yanı sıra madde kullanımı oldukça artmış durumda.Onların da önleminin alınması lazım.

İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİNİ İYİ GÖZLEMLEMEMİZ LAZIM

Başkanım birçok soruyu size sormaya çalıştık bizim sormak istediklerimiz bu kadar son olarak çiftçilerimize ,üreticilerimize , işçilerimize ,vatandaşlarımıza neler söylemek istersiniz son bir mesaj olarak?

Mesajımız şu olmalı; Artık Türk devleti ,tarımda radikal kararlar alarak  tarıma daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Zira dünyada bir değişim var, eskisi gibi değil o yüzden ülkemiz insanının  aç kalmaması için verimliliğin artması için radikal kararların alınması lazım. Bunlarda da en önemlisi ürün planlaması, fiyat istikrarı, tarım Sanayi.Bu üçünü kurduktan sonra b üçünü uyguladıktan sonra Türkiye dışarıda bağımlı olmadan dışarıdan ürün getirmeden kendisine yetecek. Bunlar uygulanırsa gıda sorunu  olmaz, bizim kooperatif olarak sloganımız şudur “gıda tarımsız ,tarım kooperatifsizolmaz”.Kooperatifler eğitilerek güçlendirilmeli ,çünkü üretici ile tüketici arasındaki kısayol kooperatiflerden geçer. Bir bakıyorsunuz tarlada Türkiye'de 50 kuruş olan ürün tezgahta 5 lira 10 liraya gidiyor. Bunu geçtiğimiz yıllarda da gördük bir brokoli bir karnabaharı 80 kuruşa 90 kuruşa satamaz iken pazarda 5 lira,7 lira, 8 liraya kadar çıkıyor. Bu da sistemin  olmasından kaynaklanıyor.Bu nedenle tarımda belediyelerinde 2014'te çıkan tarım yasası ile büyükşehirler  yasasından kaynaklanan eskiden tarım Bakanlığı'na ya da İl Tarım müdürlüklerine bağlı olan sistem ellerine geçti. Yasaya göre belediyelerin %5 tarıma destek vermeleri lazım.Bu oranı uyguladıkları zaman tarım İhya olur. Ama bunun bilinçli uygulanması lazım. İklimler değişiyor biliyorsunuz.Örneğin yağışlar kirazın olduğu döneme  kaymaya başladı bu da kirazı bozuyor bunun mutlaka programlı yapılması lazım mesela elma her yerde ekilir bunların  mutlakakontrol  edilmesi lazım. Urfa'da mesela zamanında zeytin dikildi kamyon kamyon fide götürüldü dikildi ama olmadı yani mutlaka bu koordinasyonun çok iyi olması lazım son tahlilde benim söyleyeceğim, dediğim gibi bunlar güzel bir organizasyon ile  iyi bir şekilde yapılması lazım. Yeni iklim koşullarına göre de bunların düzenlenmesi lazım değişmesi lazım.Mutlaka öncesinde güzel bir araştırma yapılması lazım. İklim değişikliğine göre mutlaka sebze meyveye bakmak gerekiyor. Bunu da yapacak da olan idarecilerdir, bir toplumu sürükleyen idarecilerdir. Demokrasi  yukarıdan aşağıya gelirse kıymeti olmuyor, orada halk bilinçlendiği zaman tabandan yükselen demokrasi tutar gerçekleşir çünkü. Biz televizyondan ne kadar dersen çevreni temiz tut, çöpü yere atma televizyon ne kadar önemsiyor ki onu gören insanlar.Ama sen çocukken ona dersen ki çevre temizliğini ile ilgili dersler verirsen o çocuğun aklında ölesiye kadar kalır iz bırakmış olur. Diğer bir konu çerezlik ayçiçeği olayı vardır, Türkiye'de tek çerezlik ayçiçeği tohum yetiştirme sertifikası benim kooperatifimde Kulaca'da vardı. Türkiye'nin hiçbir bölgesinde tohumluk ayçiçeği yani çerezlik ayçiçeği sertifikası yoktur ama Türkiye 100.000 ton civarında ihracat yapar bunda ama bir düzen yok. Çin çekirdeği getiriyorlar şimdi  ama lezzeti yok. Ben aynı zamanda İnegöl Ticaret Odası'nda meclis üyesiyim aynı zamanda komitemiz de var bizim, 1.Meslek Tarım Komitesi. Orada da bunları gündeme getiriyoruz bazı yerlere gidiyor ama bizim bu tabandaki sesimiz tavana ulaşmıyor maalesef. Mutlaka bu durumlarında düzenlenmesi lazım tavanın sesinin duyulması lazım demek istiyorum.