SAĞLIK
Giriş Tarihi : 04-10-2021 08:41   Güncelleme : 04-10-2021 08:41

Diksiyon eğitimi şart!

Sağlıklı bir iletişimin anahtarının iyi bir diksiyona sahip olduğunu biliyor muydunuz? Acta Akademi’nin Kurucusu Banu Çakır, tam da bunu söyleyerek, “Aynı ülkenin içinde çok farklı diller konuşuyoruz. Biri bir şey diyor siz anlamıyorsunuz, bambaşka yerlere gidiyor bu olay, çalışanla üst yönetici, öğretmenle öğrenci, eşler arasında... Bu yüzden aynı dili konuşmamız için diksiyon eğitimi şart” dedi.

Diksiyon eğitimi şart!

Özlem ATAÇ

Kimimiz insanlarla doğru bir iletişim kuramaz ve sürekli yanlış anlaşılabiliyoruz. Bu durumu düzeltmenin en güzel yolu ise iyi bir diksiyona sahip olmak. Günümüzde birçok kişi diksiyon eğitimi alarak bu eksiklikleri giderebiliyor. Eğer sizde doğal, akıcı bir Türkçeyle konuşmak istiyorsanız veya özgüven problemi yaşıyorsanız mutlaka bir kursa kaydolmalısınız. Acta Akademi’nin Kurucusu Banu Çakır, neden diksiyon eğitimi alınmalı, diksiyon eğitimi hangi durumlarda şart ve en önemlisi özgüven eksikliğine sahip olan bireyler özgüvenini nasıl kazanabilir sorularını yanıtladı. 15 yıldır eğitmenlik yaptığını belirten Banu Çakır, “Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim ama son 15 yıldır ama son 15 yıldır neredeyse diksiyon, hitabet, beden dili, hızlı okuma, zaman yönetimi duygu yönetimi gibi eğitimler veriyorum. 15 yıldır yurtiçi yurtdışı kaynaklı birçok araştırma yaptım. Yurtdışından gelen tüm kaynakları, bu konuyla ilgili Türkçeye çevrilmiş dokümanlar, akademik çalışmalar bunların hepsini çeviremediysem çevriltim ve okudum. Çünkü bu işi yaparken kariyer planı dışında, insanlara bir şeyler öğretmenin ne kadar önemli olduğunu düşünerek hareket ettim” dedi.

YANLIŞ ANLAŞILIYORUZ

Kendisinin bazı şeyleri düzeltmenin, iletişim kavramının içinde olması gerektiğini söyleyen Çakır, “Şu an aynı ülkenin içinde çok farklı diller konuşuyoruz. Ben bir şey diyorum siz anlamıyorsunuz ya da yanlış bir iletişim ortamından dolayı anlayamıyorsunuz, bambaşka yerlere gidiyor bu olay, çalışanla üst yönetici, öğretmenle öğrenci, eşler arasında... İnsanların öncelikle iletişim ortamını oturtmaya ihtiyaçları olsun istiyorum. İşte bu yüzden bu tür eğitimler şart diyorum. Beden dilini çok severim. Bizi nasıl yönettiğini bilmek, o kadar güzel geliyor ki bana bunu öğretmek. İnsanın kendini gözlemleyebilmesi zaten çok güzel bir şey. Bir tuzağa düşerken yakalayabilmesi, bir iletişim kanalını kapatırken kendini yakalayabilmesi, yanlış ve doğru yolları görebilmesi ve iletişimini düzenleyip hem kendini tartabilmesi çok güzel” diye konuştu. 

EĞİTİMİN METODOLOJİSİ NASIL?

Verilen eğitimin metodolojisi hakkında bilgi veren Çakır, “Mesela diksiyon dersinde harfleri doğru çıkarma, boğumlama çalışmaları çok önemli. Bunun dışında tonlamalar var, okumalar bu işi yaptırabilmek için önce ne olduğunu anlatıyorsunuz. Çünkü tamamen biz davranışlarla ilgileniyoruz, biz davranış değiştiriyoruz. Önce ne olduğunu anlatıyoruz, ondan sonra ‘hadi beraber yapalım’ diyoruz. Diksiyonum metodolojisi öncelikle diyafram nefesi, arkasından gelen artikülasyon çalışmaları, tekerlemeler ve bunları söylemek onun haricinde vurgu ve tonlama çalışmaları ve ondan sonra bunları hepsini birleştirdiğimiz hazırlıklı veya hazırlıksız çalışma şeklinde gidiyor. Biz burada bu çalışmaların çoğunu kayıt altına alıyoruz. Bu kayıtları paylaşıyoruz detaylar üzerinde birlikte konuşuyoruz, ‘burada yanlış nefes aldık, bu kelimeyi doğru çıkaramadık, biraz daha çalışalım bunun üstüne’ diye bunları konuşuyoruz” dedi. 

 

SİYASETÇİLERDEN YOĞUN TALEP VAR!

Son 2-3 yıldır eğitimlere yoğun bir talep olduğunu söyleyen Çakır, “Şu son dönemde şirket yöneticileri, orta düzey yöneticiler, beyaz yakalılar bu ihtiyacın biraz daha farkındalar. Genellikle onlardan birebir talep alıyoruz. Grup oluşturduğumuz zaman gruba da geliyorlar. Ama özellikle orta düzey ve üst düzey yöneticiler ‘benim ihtiyaçlarıma yönelik olsun’ diyerek birebir eğitim istiyor. Hitabet, beden dili diye bir grup oluşumumuz var. Yani diksiyonun beden dili kavramının toplamı olan hitabetin oluşturduğu bir eğitim bu. Bunu bitirdikten sonra grupta beden diline geçiyoruz. Orada ‘sözlü iletişim nasıldır, biz nasıl davranırsak daha iyi ifade ederiz kendimizi ve insanları anlayabilmek için nasıl bir gözlem yapmalıyız’ gibi soruların cevabını bulabiliyoruz. Genellikle üst düzey yöneticilerden veya siyasetçilerden çok talep var. Birçok siyasetçiyle çalıştım. Onlar beden dilini daha efektif kullanmak istiyorlar, özellikle kitlelere hitap ederken. Beden dili eğitimini ağırlıklı birebir veriyorum. Hitap etme zorunluluğu olan insanlar geliyor zaten belli bir şey oturmuş oluyor. Diyelim ki kariyer basamaklarında bir yere kadar yükselmiş oluyorlar, artık bundan sonrasında sunumlar başlıyor. Hitap etme zorunluluğu başlayınca da biz giriyoruz devreye” ifadelerini kullandı. 

BİR İNSAN NEDEN HIZLI KONUŞUR

“Motivasyon konusunun içsel sebepleri üzerine yoğunlaşıp neden konuşmamızla ilgili sıkıntımız var, neden asalak sesleri bu kadar zor çıkartıyoruz mesela, neden bu kadar hızlı konuşuyoruz veya neden bu kadar yavaş konuşuyoruz. Bunun altında yatan etmen tamamen motivasyonla ilgili” diyen Çakır, “Bu motivasyon bozukluğunun altında yatan etmen örneğin hızlı konuşan bir insan için dinlenmediğini düşünmesi olabilir. Kişi, ‘bir an önce konuşayım bitireyim, dinlenmeyeceğim nasılsa’ diyerek hızlı hızlı konuşmuş anlatmış kendini. Ya da şundan da kaynaklanıyor olabilir hızlı konuşma davranışı; altında yatan bir öz güvensizlik de olabilir ‘bir an önce sıra benden gitsin.’ Bu konuda çok güzel sonuçlar veren çalışmalarımız var” dedi.

GARSONDAN ÇAY İSTEYEMEYEN BİRİYSENİZ

Özgüven sorununa değinen Çakır, özgüvenle alakalı verilen eğitimler için şunları söyledi: “Özgüven sorununu genellikle insanların diğer insanlara bakış açısıyla ilgili. Mesela yüksek sesle konuşamıyor öne çıkmak rahatsız ediyor. Bu insanı alıyorsunuz yollarda bağıra bağıra konuşarak trafik ışıklarında hiçbir insan yokken ya da orda bir kalabalık varken ‘Ahmet ağabey buraya bak’ diye bağırtarak… Aslında bir taraftan söylediği şeyin o kadar önemli olmadığını gösteriyorsunuz. Bak bağırıyorsun karşı tarafta bir Ahmet ağabey yok mesela ama kalabalık bir ışıklarda bağırıyor. Bunların hepsinin çokta büyük sonuçlara varmayacağını gösteriyoruz. Çünkü insan öyle görüyor. Bu da tamamen liptik sistemli bir davranış. Beynimiz bize diyor ki bak sen burada tek başınasın, karşında bir sürü var ve bunlar her an sana saldırabilir. Toplumun önünde konuşma korkusunun altında yatan etmen bu. Ben burada tek başınayım, orada bir sürü var çok yalnız hissediyorum kendimi. Bu konuda verdiğimiz eğitimlerden çok güzel sonuçlar aldık. Garsondan çay isteyemeyen bir insanın rahat rahat topluluk önünde konuşabildiğini gördüm” diye konuştu.

BU İŞİN MERDİVEN ALTISI VAR MI? 

Her alanda olduğu gibi diksiyon eğitiminin de merdiven altısı olduğunu söyleyen Çakır, “Merdiven altı olarak tabir edebileceğimiz freelance (uzaktan) çalışanlar olabilir. Aslında onlarda çok merdiven altı değildir ama bir şirket çatısı altında değil de kendi başına yapıyorlar bu işi. Merdiven altısı şöyle oluyor, bizim işimizin tam oturmuş bir okul kavramı ya da oturmuş bir sertifikasyon kavramı yoktur. Diksiyonu ben Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduğum için aldım ama herhangi bir bölümden mezun olup hiç diksiyon dersi almaksızın diksiyon dersi verebilirler. Yani bu işi şöyle yapan çok insan var; ‘Ben 3 tane gelişim kitabı okudum, bu konuyla ilgili kendime bir şeyler kattım şimdi de bunu sizinle paylaşıyorum’ diyerek yapan çok insan var. Bu işte sertifikasyon, diploma tabi ki önemli ama birincil derecede önemli olduğunu düşünmüyorum. Bu işi yapan insan çok daha önemli ama işi yalan yanlış yapan bildiği kadarıyla yapan, 3 günlük bir eğitici eğitimi alarak yapan mesela çok fazla insan var” ifadelerini kullandı. 

DAVRANIŞI OTURTTUYSAK TEKRAR EĞİTİME GEREK YOK!

Eğitimlerin süresi hakkında açıklamalarda bulunan Çakır, “Eğitimler ne kadar sürüyor derseniz. Birebir eğitimde ihtiyaçları belirliyoruz, bir ortalama saat çıkarıyoruz, bazen 10 saat oluyor bazen 20 saat oluyor. İhtiyaca göre tamamen ve bu sürenin sonunda tekrardan oturup değerlendiriyoruz. Ne kadar yol aldığımızı ve ne kadar yol almamız gerektiğini. Bu bir davranış eğitimidir. Eğer davranışı oturtabildiysek ne ala. Bu da tamamen bizim o davranışı ne kadar gerçekleştirdiğimizle alakalı. Davranışı oturttuysak bir daha geri dönüp aynı eğitimi almaya gerek yok. 8 hafta 24 saat sürüyor eğitimimiz. Bunun içerisinde diksiyon ve tüm kavramlar, beden dili ve ikisinin birleşimi sunum ve hitabet. Haftada bir gün 3 saat şeklinde. Biz sadece bu 2 eğitimden ibaret değiliz bunun yanında kurumsal eğitimlerimiz var zaman, duygu yönetimi, liderlik ve yöneticilik eğitimleri gibi eğitimlerimiz var. Biz yaklaşık 10 eğitmenden oluşuyoruz. Farklı farklı alanlarda çalışıyoruz her birimiz. Hem bireysel hem kurumsal hem de sosyal anlamda guruba hitap edebilecek eğitimlerimiz var” dedi.

İletişim fakülteleri sosyolojik çalışıyor

İletişim fakültelerinin daha sosyolojik eğitimler verdiğine değinen Çakır, “İletişim fakülteleri genellikle halk ve bir organın iletişimi üstüne ya da 2 kurumun iletişimi üstüne çalışıyor. Yani ‘ben reklamcıyım ben halka nasıl kendimi daha iyi anlatabilirim’ iletişim fakülteleri daha çok bunun üstüne çalışıyor, yani anlayacağız sosyolojik çalışıyorlar. Ama bizim yaptığımız iş daha psikolojik bir iş. İnsanın konuşmasıyla ilgili bir problemi varsa bunun yüksek ihtimalle geçmişe dayalı bir nedeni oluyor. Ya da beden diliyle ilgili aksayan bir yönü varsa bunun altında yatan psikolojik bir etmen oluyor. Ve bunu sosyolojiyle açıklayamıyorsunuz” ifadelerini kullandı.