SON DAKİKA
Hava Durumu

Paylaşmanın iyileştirici gücü

Bu sayfa Bursa İl Müftülüğü tarafından hazırlanmıştır.

Haber Giriş Tarihi: 30.03.2023 10:14
Haber Güncellenme Tarihi: 30.03.2023 10:20
Kaynak: Haber Merkezi
Haberyazilimi.com
Paylaşmanın iyileştirici gücü

Abdullah KARACA(Karacabey İlçe Müftüsü)
İnsanoğlu, hayatını devam ettirebilmek, psikososyal ve manevi gelişimini sürdürebilmek için bir başkasına ihtiyaç duyan varlıktır. Yeryüzünde yaşayan insanlar, zaman zaman biri diğerine ihtiyaç duyar halde olabilir.

Maddi ve manevi yönden birinde olmayan imkân, diğerinde olabilir. Yüce Kur’an, infak kavramı altında sosyal yardımlaşmayı önemseyen, önceleyen bir anlayışı inananların dikkatine sunmaktadır. Buna göre İnsanların sahip olduğu ya da olmadığı her şey Allah’a aittir. Allah kullarında dilediğine bol rızık vermiş, dilediğinden de kısmıştır. Bunu temel nedeni, insanlar arasında bir ayırım yapmak olmayıp geçici kabul edilen hayatın bir sınav yeri olduğu gerçeğidir. Birey, Allah’ın kendisine verdiği her türlü nimeti muhtaç olan kimselerle paylaşmak sorumluluğunu yüklenmiştir. Toplumda dengeyi sağlamak, huzur ve mutluluğu yakalayabilmek için karşılıklı dayanışma içinde olmak önemlidir.

İslâm dininde paylaşmak çok büyük bir erdem olarak kabul edilir. Paylaştıkça rızkın bereketi de artar. Elimizde olanın bir kısmını yakınımıza vermek, kullanmadığımız bir dünyalığı ihtiyacı olana vermek, yediğimiz yemekten, içtiğimiz sudan bir kısmını karşımızda olana ikram etmek, bildiklerimizi diğerlerine aktarmak, kültürümüzle, tecrübelerimizle insanlara rehberlik etmek, paylaşım kapsamında yer alır. Müslümanların kendi faydalandığı nimetlerden kardeşlerinin de faydalanmasını sağlaması gerekmektedir. Çünkü Allah’ın verdiği nimetlere şükretmenin yollarından birisi de onun verdiği nimetleri yine onun yolunda infak etmektir. Paylaşma sayesinde Müslümanlar arasında güven ve dayanışma bağları kuvvetlenir. Müslümanlar arasındaki sevgi ve muhabbet artar. Toplumlarda güven artar ve insanlar paylaşmanın faziletleri sayesinde kaza ve belalardan uzak olurlar. İslâm dininde durumu iyi olan kimselerin, Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği nimetleri yardıma muhtaç kimselerle paylaşması, onun ve sevdiklerinin kaza ve belalardan uzak olmasını sağlar. Sadaka belaları defeder.

Peygamber Efendimiz (sav) de kişinin kazancından diğer insanlara ikramda bulunması nedeniyle Allah katında erişeceği mükâfatı her vesileyle dile getirip bu ibadete teşvik ediyordu. Zira ilk vahiy geldiğinde ne yapacağını bilemeyen ve endişelenen Hz. Peygamber’e Hz. Hatice, bunun kötü bir şey olmadığını söyledikten sonra şunları ekledi: “Hayır, Allah’a yemin ederim ki, Allah seni utandırmaz. Çünkü sen akrabalık bağını gözetirsin, ihtiyaç sahiplerini gözetirsin, ihtiyaç sahiplerine yardım edersin ve misafirlere ikramda bulunursun.”

Abdullah b. Abbas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifinde de “Yanı başındaki komşusu aç iken tok olarak geceleyen kişi mümin (olgun) değildir” diye buyurmuştur.

Bir gün Peygamberimiz (sav), kızı Fatıma’nın kolunda iki gümüş bilezik görmüşlerdi. Peygamber Efendimiz kızına hitaben; “Ey kızım! Bu toplum içinde birçok insan muhtaç durumda iken, senin kolunda bu bileziklerin böyle durması doğru olmaz” buyurdu. Hz. Fatıma validemiz, hemen bilezikleri çıkarıp ihtiyaç sahiplerine vermek üzere babasına teslim ettiler. Zira toplumda mağdur ve mazlumların ihtiyacının her zaman göz önünde bulundurulması büyük önem arz etmektedir. Peygamberimizin(sav) kızı Hz. Fatıma validemiz bizler için modeldir. Güç ve imkânlar nispetinde elimizde olanlardan müstahak olanlarla paylaşımda bulunmak, bizleri de onları da mutlu kılar. Çünkü mü’minleri onur ve izzet sahibi yapan, Allah rızası için harcamada bulunmalarıdır. Fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine yedirmek suretiyle Allah katında onların dereceleri yükselir. Kişi infak ettiği oranda kâmil manada bir mü’min derecesine yükselebilir.

İnsanın onur ve izzet sahibi olması yemekle değil, yedirmekle mümkündür. “Veren el, alan elden üstündür” buyuran Peygamberimiz(sav), vererek insanları sevindirmenin, severek insan kazanmanın önemini vurgulamaktadır. Toplumdaki huzurun ve mutluluğun sağlanması ve devam ettirilmesi için her bireyin sevinçli olması gerekir. Yani hep birlikte tok olmalı, hep beraber mutlu olmalıyız. Maddi ve manevi yönden sahip olduğumuz nimetleri etrafımızdakilerle paylaşmalı, gördüklerimizi görmemezlikten gelmemeye gayret göstermeliyiz. Bu noktada rehberimiz âlemler peygamberi, Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz olmalıdır. Bizler, empati ile hareket ederek insanları mutlu etmeliyiz. Bilmeliyiz ki, etrafımızdakilerin, muhtaçların mutluluğu, bizlerin mutluluğu olacaktır. Çünkü iyiliğe ulaşmanın en önemli yollarından birinin infak olduğunu söyleyen dinimiz, sevilen şeylerin Allah yolunda harcanması gerektiğini vurgulamıştır.

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَؕ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهٖ عَلٖيمٌ ﴿٩٢﴾ 

“Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân 3/92.) ayet-i kerimesi bu meseleye ışık tutmaktadır. Bu ayet-i kerime ashabın paylaşma ve infak anlayışına referans teşkil etmiştir. Nitekim bu ayeti duyan Hz. Ömer, Hayber Seferi sırasında hissesine düşen ve en önemli mal varlığı olarak bilinen hurmalığını, Allah rızası için infak etmek istemiştir. Peygamber Efendimizin(sav) “İstersen hurmalık sende kalsın, hurmalarını dağıt” tavsiyesi üzerine Hz. Ömer, arazisinden elde edile mahsulü yolculara, misafirlere, kölelere ve Allah için savaşanlara infak etmiştir. Sevilen şeyleri Allah rızası için harcamadıkça iyiliğe erişilemeyeceğini Rasulullah(sav) vurgulamıştır.

Allah yolunda yapılan harcamaların bir kayıp olmadığını, ahirette mükâfat olarak kendisine geri verileceğini düşünmeli ve ona göre malımızın en güzelini paylaşmalıyız. Nitekim kesilen bir hayvanın eti ihtiyaç sahiplerine dağıtıldıktan sonra geriye ne kadar kaldı diye soran Hz. Peygamber’e (sav), Hz. Ayşe: “kürek kemiğinden başka kalmadı” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Rasulü (sav) “Desene kürek kemiği hariç hepsi bize kaldı” diyerek Allah yolunda infak edilen malın, yapılan paylaşımın ahirette karşılığının alınacağını ifade etmiştir.

  • HOŞGÖRÜ (Özgün Yazı)

hosgoru

BÜŞRA SÜSLÜ(Kur’an Kursu Öğreticisi)
Hoşgörü sözlükte, insanların davranışlarını anlayışla karşılayıp hoş görme, sert ve katı hükümlü olmamak manâlarına gelmektedir. Hoşgörü anlamında kullandığımız bir kelimemiz de müsamahadır. Bu iki kelimenin anlamı gibi telaffuzu da güzeldir. Kulağa hoş gelir. Bu güzel kelimeleri söylemesi bile insanı mutlu ediyorsa, ihtiva ettiği güzellikleri uygulamak kim bilir ne kadar tatlıdır? Sadece sözlük anlamı bile bu güzel değerin ehemmiyetini ifade etmek için yeterlidir. Gelin birlikte sözlük anlamı üzerinden kelimeyi biraz irdeleyelim." İnsanın davranışlarını anlayışla karşılayıp hoş görme, sert ve katı hükümlü olmama." Aslında bu ifade tam bir Müslüman ahlakını anlatıyor. Ebû Abdullah el-Cedelî (r.a.) naklettiğine göre:

“Hz. Âişe’ye Allah Resûlü’nün ahlâkını sordum o da şöyle cevap verdi: ‘O, söz ve fiillerinde kaba biri değildi. Çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, buna karşılık affeder ve hoşgörülü davranırdı.” (Tirmizî, Birr, 69)

 Cenab-ı Resûlullah Efendimizin (s.a.v) ahlakı böyle idi. Müsamahakâr, anlayışlı ve yumuşak huyluydu. Hoşgörü, Peygamberimizin (s.a.v) bizlere bizzat yaşayarak gösterdiği, örnek olduğu güzelliklerden sadece biri. Meraklıları Peygamberimizin (s.a.v) hayatına şöyle bir göz atınca daha birçok hoşgörü örneğiyle karşılaşacaktır. Biz Müslümanlara yakışan elbette hoşgörülü olmak, kaba ve sert tavırlardan kaçınmaktır. Hoşgörünün önemini farazi bir örnek üzerinden anlamaya çalışalım. Varsayalım ki, trafikteyiz. Yollar bir hayli kalabalık. Korna seslerinden anlaşılıyor ki, insanlar birbirine oldukça tahammülsüz bir durumda. Tam akşam saati, herkes evine ulaşmak için acele ediyor. Böyle bir atmosfer var ve siz de sürücüsünüz. Hay Allah, birdenbire aracınız bozuluyor. Telaşeye kapılıyor ve ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. O sırada arkanızdaki sürücü kornaya defalarca basmak, bağırmak, hatta sizle kavga etmek yerine, aracından iniyor, mütebessim bir çehre ile ne olduğunu soruyor. Sonra hemen arkadaki araçları diğer şeride yönlendiriyor ve yardım çağırıyor… İşte hayatın içinden bir hoşgörü örneği. Arkadaki sürücünün hoşgörülü tavrı nasıl da gönlümüze su serpti değil mi? Büyükler hep derler ya, en güzel öğüt, güzel örnek olmaktır. O hesap biz de hoşgörünün kıymetini belki yaşadığımız bir hadise ile daha güzel kavrarız. Bize nasıl davranılmasını istiyorsak, biz de öyle davranmalıyız. Peygamber Efendimizin (s.a.v) yolumuzu aydınlatacak bir başka hadis-i şerifini zikrederek, her dem hoş görüp, güzel ahlaklı olabilmeyi Rabbimizden niyâz ediyorum. “Sizin en hayırlınız ahlâkı en güzel olanınızdır.” (Buhârî, Edeb, 39)

*******************************************************************************

  • HZ AİŞE (Sahabe Hatıraları Kitabından)

sahabe-1

Tam adı ve lakabı Ümmü’l-mü’minîn Âişe bint Ebî Bekr es-Sıddîk el-Kureşiyye’dir. (ö. 58/678) Biz O’nu en öz ifadeyle şöyle tanırız: Hz. Ebû Bekir’in kızı ve Hz. Peygamber’in hanımı. Sonra hemen ekleriz, mü’minlerin annesi, en çok hadis rivayet edenlerden biri. Annemize dair hatırımıza gelen ilk bilgiler genelde bunlardır. Hz. Âişe annemiz, Efendimize peygamberliğin verilmesinden 4 yıl sonra Mekke’de doğmuştur. Rivayetlerde nakledilen bilgilere göre, Peygamber Efendimize rüyasında bir meleğin 2-3 defa “Bu senin hanımındır” diye Hz. Âişe’yi göstermesi üzerine, Efendimiz Hz. Âişe annemizle Medine’de, hicretin ikinci yılında evlenmiştir. Hz. Âişe annemiz, Mescid-i Nebevî’ye bitişik oldukça küçük bir eve gelin olmuştur. Evinin kapısı mescide açıldığı için Peygamber Efendimizin bütün sohbetlerini, vaaz ve hutbelerini dinlemiş, mükemmel zekâsı, kuvvetli hâfızası ve güzel konuşmasıyla Peygamber Efendimizin her daim takdirini kazanmıştır. Hz. Âişe annemizin neden en çok hadis rivayet eden sahabîlerden olduğunu şimdi daha iyi anlamış olmalıyız. Kendisi hem Efendimize çok yakın, O’nun her ânına şahit oluyor hem de genç, zeki ve ilmi meselelere oldukça meraklı bir hanım. Hz. Âişe annemiz Peygamberimiz ile 8 yıl evli kalmış ve kendisinin hiç çocuğu olmamıştır. Peygamberimizin diğer hanımları gibi Hz. Âişe annemiz de zâhidâne bir hayat sürmüştür. O, geceleri namaz kılar, çoğu zaman oruç tutar, öksüz ve yetimleri himâye edip yetiştirir, sonra da onları evlendirirmiştir. Elbette Peygamberimize böylesine yakın olan Hz. Âişe gibi bir ismi kısaca anlatmak pek mümkün değildir. Ancak bendeniz O’nun hayatındaki ilme olan meraka, şevke bilhassa biz hanımların dikkatini celp etmek istiyorum. Zira biz hanımlar genellikle sorumluluklarımızın getirdiği yorgunlukla, özellikle belli bir yaştan sonra ilmi faaliyetleri büyük ölçüde bırakmaktayız. Hz.Âişe annemiz hayatıyla biz hanımlara örnektir. Kendisi tekrarlarıyla birlikte 2210 hadis rivayet etmiş ve sahâbe arasında en çok hadis bilen yedi kişiden biri olmuştur. Annemiz, Kur’ân-ı Kerîm’i bütün incelikleriyle anlar ve tefsir edermiş. Ayrıca, Arap şiirini ve soy bilgisi demek olan ensâp ilmini de çok iyi bilirmiş. Kur’ân-ı Kerîm’i, hadîs-i şerîfleri, kısaca İslâmiyet’i pek çok insana öğretmiş, bu bilgilerin sahih bir şekilde bizlere kadar ulaşmasına büyük bir katkıda bulunmuştur. Allah kendisinden razı olsun… Annemiz, Hz. Peygamber’in vefatından sonra 47 yıl daha yaşamıştır. Hicretin 58. yılında, tıpkı Peygamber Efendimiz gibi 63 yaşında iken Medine’de vefat etmiştir. Rabbim bizleri Onların yolundan, ilim yolundan berî eylemesin.
 

  • NAMAZ PSİKOLOJİSİ (Kitap Alıntısı)

namaz-3

Namaz Allah’a teslimiyetin, sevgi, saygı ve bağlılığın en üst düzeyde gösterildiği bir ibadet, mü’minin günde beş kez yıkanıp arındığı bir mana ırmağı, gönül miracıdır. Namazda dünya varlığından sıyrılıp kendini Allah’ın sonsuzluk deryasında hissetmenin hazzı yaşanır. Namazın en çok insanın ruh dünyasına düşünce, duygu ve davranışlarına etki ettiği bir gerçektir. İşte bu kitapta, namaza psikolojik açıdan bakılmakta, namazın insanın psikolojik mekanizmaları üzerindeki etkileri ve insana yansımaları ele alınmaktadır.
 

  • YUNUS EMRE DİVAN

Kimse varmaya bunda cümlesi vara anda
Ol pâdişâh öninde Hak terâzû kurıla

Kimse varmaya bunda, cümlesi vara onda,
O padişah önünde hak terazi kurula

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.