Komşuluk ilişkileri

Bu sayfa Bursa İl Müftülüğü tarafından hazırlanmıştır.

Haber Giriş Tarihi: 12.04.2023 10:20
Haber Güncellenme Tarihi: 12.04.2023 10:20
Haberyazilimi.com

Mehmet UZUN

Osmangazi ilçe Müftüsü

Genellikle aynı mahalle veya çevrede, birbirine bitişik veya yakın yerlerde yaşayanlara komşu denir. Bu komşuluk mesken bakımından olabileceği gibi işyeri, arazi veya şehir itibariyle de olabilmektedir.

Komşuluk veya komşuluk ilişkileri, birbirine komşu olan kişilerin arasındaki sosyal ilişkidir. Komşu olmanın doğurduğu birtakım hak ve sorumlulukların yanı sıra bu ilişkilerin sağlandığı bir ilişkiler düzeni bulunmaktadır. Komşuluk ilişkileri toplumumuzda oldukça önemli bir değerdir. Komşuluk ilişkileri sağlam olan toplumlarda huzur, barış ve mutluluk vardır. Bu ilişkiler, toplumda dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma değerlerinin pekişmesine, yaygınlaşmasına ve netice itibariyle yerleşik hale gelmesine katkı sağlar.

Cenab-ı Hak, komşuluk hukukuna riayeti ısrarla emretmiştir. Zira insan, akrabalarından çok, komşularıyla beraberdir. Ayet-i kerimede şöyle buyurulur:

“…Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve maliki bulunduğunuz kimselere ihsan ile muamele edin, iyi davranın…”(en-Nisa, 36)

Ayette bahsedilen “yakın komşuya iyilik etmek”, evi yakın olan veya hem yakın komşu hem akraba hem de din kardeşi olan kimselere güzel muamelede bulunmak, yardım etmek ve hatalarına karşı sabırla tahammül göstererek onları affetmektir. “Uzak komşuya iyilik etmek” ise evi uzak olan veya akrabalık bağı bulunmayan yahut Müslüman olmayan kimselere el uzatmak ve yardım etmektir.

Komşulukla ilgili “Ev alma komşu al!” sözü, iyi komşular arasında yaşamanın, manevi hayatımız açısından da ne kadar ehemmiyetli olduğunu açıkça göstermektedir. Bununla birlikte, komşuların bazen ufak tefek hata ve sıkıntıları da olabilir ki, bunlara da sabır gösterip, katlanmak gerekir. Zira Cenab-ı Hakk’ın sevdiği kişilerden biri de komşusunun eziyetlerine Allah rızası için katlanan kimsedir. (Ahmed, V, 176)

“Komşusu açken tok yatan, mü’min değildir.” (Hâkim, II, 15; Heysemî, VIII, 167) Hadis-i şerifi gereğince komşu hakkını ifaya, yokluk dahi mazeret değildir. İmkânı dar olan kişi de gücü nispetinde komşusunu kollamak durumundadır.

Komşularımıza karşı sorumluluklarımızı azami derece de yerine getirme gayreti içerisinde olmamız elzemdir. Komşularımıza karşı öncelikle güven duyulan bir komşu olmalıyız. İyi geçimli, güler yüzlü, tatlı dilli olmalı ve her zaman iyilik yapmaya çalışmalıyız. Komşularımızla karşılaştıkça selamlaşmalı, hal hatır sormalı, sevinç ve üzüntülerini paylaşmalıyız. Hastalarını ziyaret etmeli, cenazelerinde bulunmaya gayret etmeli ve başsağlığı dilemeliyiz. Yardıma muhtaç oldukları zaman yardımına koşmalıyız. Komşularımızı rahatsız edecek gürültü ve benzeri rahatsız edici şeylerden uzak durmalıyız. Komşumuz gece gündüz gerektiğinde kapımızı rahatlıkla çalabilmeli. Bu samimiyetimizi ona hissettirebilmeliyiz.

Ülkemizde 6 Şubat’ta meydana gelen, asrın felaketi diye nitelendirilen on bir ilimizi etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremde; Deprem bölgesinde veya ülkemizin farklı illerinde misafir olarak ikamet eden depremzede kardeşlerimize karşı, kardeşlik ve komşuluk görevlerimizi depremin ilk gününden itibaren devlet, millet olarak en güzel şekilde yerine getirme gayreti içerisinde olduk, olmaya devam ediyoruz ve edeceğiz. Bu davranışın bizim kardeşlik ve komşuluk görevlerimizin bir gereği olduğunu unutmamak lazım.

MERHAMET (Özgün Yazı)

Zeynep GEZER

Kur’an Kursu Öğreticisi

Merhamet etmek; acımak, şefkat göstermek demektir. Esmâ-i Hüsnâ’da Rahman, Rahîm, Rauf gibi isimlerin anlamı merhamet eden acıyan şefkat gösteren anlamlarını ifade etmektedir. İnsanı insan yapan en değerli duyguların başında merhamet gelir. İnsanı başkalarına iyilik ve yardım etmeye yönlendiren bir duygudur. Tüm yaratılmışlara sevgi ile yaklaşma, onları kötülüklerden koruma, zor durumlarında onlara yardım etme, bağışta bulunma, affetme gibi iyi huy ve davranışların başlıca kaynağıdır. İnsanlardaki bu merhamet duygusu Allah’ın rahmet ve merhametinin bir tecellisi, bir yansımasıdır. Hazreti Peygamber Allah’ın merhametinin büyüklüğünü ve insanlardaki merhametinin kaynağı olduğunu dile getirdiği bir hadisini de şöyle buyurur,”Allah merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet ederler. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır.” (Buhari, Edep, 19, Müslim, Tevbe, 17) İslam’ın ön gördüğü merhamet tüm yaratılmışları içine alacak kadar geniştir. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar, kimsesizler ve yoksullar başta olmak üzere tüm insanlara merhamet göstermenin yanı sıra diğer tüm yaratılmışlara da merhametli davranmak mü’min kimselerin görevidir.

ABDULLAH B. MESUD (Sahabe Hatıraları Kitabından)

Ukbe b. Ebi Muayt’ın sürülerini çobanlık yapan kendi halinde bir kimseydi. Ne malı mülkü vardı ne de kabilesi... Fiziki olarak güçlü kuvvetli bir yapısı da yoktu zayıftı, çelimsizdi. Mekke’de doğan İslam güneşi ile doğuverdi. Alemlerin rabbine kul olduğunu haykırarak değer kazandı habibini sevdi. Altın harflerle kazılacaktı ismi” Kufe tefsir ve fıkıh mekteplerinin kurucusu öncü sahabi”. Müslümanların altıncısıydı, Rasülün çıktı kutsal yolculukta daha en başta ona yoldaşlık etmeye talip olmuştu. Mekke’de geçen sıkıntı dolu günlerde, Kabe’de Kur’an ayetlerini yüksek sesle okuma cesaretini göstermişti. İnancı uğruna her türlü zorluğa göğüs gerdi. Önce Habeş diyarına sonra da Medine’ye hicret etti. Ashab arasında ahlak ve yaşantı bakımından Rasulullah’a en çok benzeyendi.

HÂTEMÜ’L ENBİYÂ HZ. MUHAMMED VE HAYATI (Kitap Alıntı)

Hazreti Muhammed’in hayatı müstesna bir hususiyet taşır. O’nun hayatı şefkat, muhabbet, fazilet, hulûs ve samimiyet dolu bir hayattır. O öyle bir peygamberdir ki; Allah’ın en mükemmel dini olan İslamiyet’i tebliğ etmekle görevlendirilmiştir. O’nun azameti; en güzel usullere, doğru yoldan insanlığı iyiliğe davet etmesindedir. O’nun yolundan gidenlerin nasibi; nur ve saadettir. Feyzi ve huzuru O’nda bulur insan. O’nun ahlakı, Kur’an ahlakıdır ki; Allah, kullarına olan nimet ve ihsanı O’nun ile tamamlamıştır.

“Son peygamber, son peygamber!

İlk olunca sona geldi.

Nur, fezayı tutan çember

O’ndan gelip O’na geldi.”

O’nun gibi yaşamak

Efendimiz (s.a.s)’in hayatı boyunca sergilediği insani duruşunun, sosyal ilişkilerinin, günlük yaşantısının anlatıldığı bu eserde, çağın hoyratlığına karşı O’ nun şefkatli tutumunun, olaylara aklı selim bakışının, merhametinin, okuyucunun zihin dünyasında nasıl rehberlik edebileceğini resmediyor. O’nun gibi yaşamak, O’nu tanımaktan geçiyor.

YUNUS EMRE DİVAN

Kıyl u kâle mecâl yok ol hâldür ana kâl yok

Hergiz ana ecel yok ezel-ebed içinde

Kılükale mecal yok, o haldir ona kal yok, Hergiz ona ecel yok ezel ebed içinde