BURSA
Giriş Tarihi : 12-01-2021 08:48   Güncelleme : 12-01-2021 09:10

NEREDEN NEREYE…

Türkiye’de tarım eğitiminin 175’inci yıldönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Ziraat Mühendisi Abdullah Berk Akkaş, “Gelecek dönemlerde en zengin ülkeler tükettiğinden daha fazla tarımsal üretim yapan ülkeler olacaktır. Bu nedenle içinde tarım haftasını barındıran bu günlerde tarımın toplumun üzerindeki değerini anlatmak en önemlisi” dedi.

NEREDEN NEREYE…

Özlem ATAÇ

Her canlı yaşadığı sürece beslenmeye ve dolayısıyla besine ihtiyaç duyar. Bu nedenledir ki insanoğlu beslenmenin ana kaynağı gıda, gıdanın kaynağı da tarım olduğu gerçeğini yok sayamamıştır. Tarımsal faaliyetler neolitik dönemde başlayarak günümüze kadar şekil değiştirerek, mekân değiştirerek, zaman değiştirerek üretime devam etmiştir. İnsanlık tarihi kadar eski ve bu kadar köklü bir faaliyetin tabi ki eğitimi de köklü olacaktır. Dünya ülkelerinde tarımsal eğitim bir birinden dönemsel, mekânsal ve sistemsel olarak farklılıklar gösterse de her dönem varlığını güncelleyerek sürdürmüştür. Bu yıl ülkemizde düzenli tarımsal eğitimin 175’inci yıldönümüdür. Bu nedenle de ülkemizde 10 Ocak tarihini içine alan hafta bu yıl için 8-14 Ocak haftası da tarım haftası olarak kutlanmaktadır.  Ziraat Mühendisi Abdullah Berk Akkaş, Tarımsal Eğitimin 175’inci Yıldönümü dolayısıyla tarımın geçmişi, geleceği ve eğitim süreci hakkında açıklamalarda bulundu. 

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE

Türkiye’deki tarımsal eğitim-öğretim faaliyetleri Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul Yeşilköy’de 10 Ocak 1846 Ayamama Çiftliği’nde kurulan Mektebi Zirai Şahane ile başladığını belirten Akkaş, “Bu okula ilaveten "Ziraat Mekteb-i Âli" yani 1892 yılında Halkalı Yüksek Ziraat Okulu açılmış bunu, Bursa'da kurulan "Ziraat Ameliyat Mektebi" izlemiştir.  Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1930 yılında 4 yıl yatılı eğitim veren "Ankara Yüksek Ziraat Mektebi" açılmıştır. 1933 yılında tarımsal öğretim faaliyetleri yeni yasa ile Yüksek Ziraat Enstitüsü adı ile sürdürülmüştür. Bu Enstitü 1948 yılında çıkarılan yasayla Ziraat Fakültesi adını alarak Ankara Üniversitesi`ne bağlanmıştır. 1955`te Ege, 1957`de Atatürk, 1967`de de Adana`da Ziraat Fakültelerinin kuruluşu ile tarım öğretimi yaygınlaşmaya başlamıştır” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE 43 ÜNİVERSİTEDE

Türkiye’de 43 üniversitede ziraat mühendisliği eğitimine yönelik programların yer aldığı farklı adlarda fakültelerin bulunduğunu belirten Akkaş, bu üniversitelerden Muğla Sıtkı Koçman, Kocaeli, Bandırma Onyedi Eylül, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi bünyesindeki programlarda henüz eğitime başlanmadığını söyledi. Akkaş, “Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi’nde Genetik ve Yaşam Bilimleri programına, Muş Alparslan Üniversitesi’nde Bitkisel Üretim ve Teknolojileri Bölümü ile Hayvansal Üretim ve Teknolojileri programlarına öğrenci alınmıştır. 2020 yılında ilk kez bu yıl öğrenci alacak olan Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile birlikte Ziraat Mühendisliği eğitimi verilen 37 üniversitede 174 program açılmıştır” dedi.

HAKKETTİĞİ DESTEĞİ ALMALI

“Toplumsal hayatın vazgeçilmez parçası olan uygarlık tarihinin en eski ekonomik faaliyeti olma özelliğini kaybetmemiş olan tarımsal faaliyetin sistemli ve düzenli eğitiminin kutlaması da bizleri her zaman heyecanlandırmıştır” diyen Akkaş, “Bu haklı heyecanın nedeni ise; sanayicisi, teknik elemanı, öğrencisi, çiftçisi ile kısaca toplumun her kesimini ilgilendirmesidir. Hiçbir gelişmiş ülke yok ki tarımını geliştirmeden sanayisi geliştirsin. Çünkü tarım ve tarımsal faaliyet gıda üretiminden, iş gücü istihdamına,  ekonomik gelirden, toplumların gelişmişlik seviyelerinin göstergelerine kadar, ilkel toplumlarda da modern toplumlarda da önemini her zaman korumuştur.  Bu kadar köklü ve güncelliğini her zaman koruyan faaliyet ne yazık ki hiçbir dönem hak ettiği desteği bulamamış, her zaman ikincil durumda kalmıştır” şeklinde konuştu.

EN TEMEL SORUN KALİTESİZ ELEMAN

Öğretimde en temel sorunun, kaliteli elemanlar yetiştirememekten kaynaklandığını belirten Akkaş, “Bunun en önemli sebeplerinden biri fakülte ve alınan öğrenci sayılarındaki aşırı artışlardır. Özellikle, 1980’li yıllardan sonra ziraat fakülteleri plansız bir biçimde açılmış ve öğrenci kontenjanları kapasitenin çok üzerinde artırılmıştır. Bunlara karşın, öğretim elemanları aynı oranda artmamış bunun doğal sonucu olarak eğitim kalitesi olmuşuz yönde etkilenmiştir. Örneğin, öğretim üyesi ile öğrenci arasındaki oran batılı ülkelerde 1.10 iken bu oran Türkiye'de 1.25 dolaylarına düşmüştür. Diğer yandan, ziraat fakültelerinden mezun olan ihtiyaç fazlası ziraat mühendisleri işsizlik problemi ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, birçok ziraat mühendisini eğitim-öğretim alanlarıyla doğrudan ilgili olmayan iş saha alanına kaymalarına yol açmıştır. Ziraat fakültelerinde lisans seviyesinde branşlaşma, bazı bölümlerden mezun olan ziraat mühendislerinin ilgili diğer meslek grubundaki fakülte mezunları ile rekabetini de hızlandırmıştır. Zootekni ve Su Ürünleri bölümlerinden mezun olanlar veteriner hekimler, Tarım Ekonomisi bölümünden mezun olanlar iktisatçılar, Peyzaj Mimarlığı bölümünden mezun olanlar çevre ve orman mühendisleri, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümünden mezun olanlar İnşaat Mühendisleri, Tarım Makineleri bölümünden mezun olanlar Makine mühendisleri ile rekabet etmek zorunda kalmışlardır. Oysa birçok Avrupa ülkesinde ihtiyaca cevap verebilecek sayıda ziraat mühendisi yetiştirilmekte ve onların istihdam alanlarını genişletmek amacı ile lisans seviyesinde bölümlere ayrılma ve branşlaşma sınırlı tutulmaktadır” ifadelerini kullandı.

İŞİN MUTFAĞINDAN AKADEMİSİNE

Akkaş son olarak şöyle devam etti: “Türk Milletine, sektörün akademik ve ekonomik hayatına mal olacak temel felsefesi, vizyonu ve kalkınma programı olan bir ‘Tarım Politikası’ için gerekli tüm katkıyı sağlamak, işin mutfağından-akademisine; üreticisinden-tüketicisine bütün tarafların ortak bir noktada buluşturacak bir platform oluşturmak zorundadır. Şu gerçeği de hatırlatmadan geçemeyeceğim; Gelecek dönemlerde en zengin ülkeler tükettiğinden daha fazla tarımsal üretim yapan ülkeler olacaktır. Bu nedenle içinde tarım haftasını barındıran bu günlerde tarımın toplumun her kesimine olan etkisi nedeni ile doğal kaynakların korunması, tarımın, gıdanın, insan sağlığının temelini oluşturan tarımsal faaliyetin önemini bir kez daha hatırlatmış olmayı ümit ediyorum.”