GÜNDEM
Giriş Tarihi : 18-09-2020 08:58   Güncelleme : 18-09-2020 08:58

İSLAM’DA HAYVAN HAKLARI

Peygamber Efendimiz gönderilmeden önce, zayıf insanlara ve kadınlara bile değer verilmiyordu. Böyle bir toplumda hayvanların hiç dikkate alınmayacağı âşikârdır. Zavallı hayvanlar hem insanlara hizmet ediyor hem de bin bir çile ve ıstırap içinde yaşıyorlardı. Rasûlullah gelince onlar da zulümden kurtulup rahata erdiler.

İSLAM’DA HAYVAN HAKLARI

Cahiliye döneminde hayvanlara fütursuzca bir zulüm yapılıyordu. İslam hayvanlara zulmü hoş görmezken, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammet (SAV) hayvanlara merhametle yaklaşıyordu. Ebû Vâkıd -radıyallahu anh- şöyle anlatıyor: “Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Medîne’ye geldiği zaman, Medîneliler, diri olan devenin hörgücünü kesiyor, koyunların da butlarından koparıp yiyorlardı.

Bu durumu gören Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

–Hayvan diri iken ondan kesilen bir şey meyte (leş) hükmündedir, yenilmez.» buyurdular.” (Tirmizî, Sayd, 12/1480)

Böylece o hayvanları bu acı işkenceden kurtarmış oldular.

Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- canlı bir hayvanı bağlayıp karşıdan atış yaparak işkence etmeyi ve onları hedef tahtası yapmayı şiddetle yasakladılar. (Buhârî, Zebâih, 25)

KEYFÎ ŞEKİLDE ÖLDÜRÜLMESİ YASAK

Aynı şekilde, hayvanların faydasız ve sebepsiz yere, keyfî bir şekilde öldürülmesini de yasakladılar. Bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdular:

“Kim bir serçeyi boş yere, sırf eğlence olsun diye öldürürse, kıyâmet günü o serçe feryâd ederek Allâh’a şöyle seslenir:

–Ey Rabb’im! Falan kişi beni gereksiz yere öldürdü, herhangi bir fayda için öldürmedi».” (Nesâî, Dahâyâ, 42)

ÖYLE BİR İYİLİK Kİ

İslâm, hayvanlara merhametle muâmele etmeyi, onlara eziyet verici davranışlardan kaçınmayı emreder.

Bir zât: “−Yâ Rasûlâllah, ben koyun keserken ona acıyor, merhamet ediyorum.” demişti. Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- iki defa:

“−Koyun bile olsa bir canlıya merhamet edersen Allah da sana merhamet eder.” buyurdular. (Ahmed, III, 436; Hâkim, IV, 257)

Yine Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Bir kuşu (gıdâ ihtiyâcı sebebiyle) keserken bile olsa, kim merhamet ederse, Allah da ona kıyâmet günü merhamet eder.” (Taberânî, Kebîr, VIII, 234/7915; Beyhakî, Şuab, VII, 482)

PEYGAMBERİMİZİN DEVEYE KARŞI ŞEFKATİ

Bir gün Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- Ensâr’dan bir kimsenin bahçesine uğramış, orada bir deve görmüştü. Deve, Peygamber Efendimiz’i görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-, devenin yanına gitti, kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve sâkinleşti. Bunun üzerine Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Bu deve kimindir?” diye sordu. Medîneli bir delikanlı yaklaştı ve: “–Bu deve benimdir ey Allâh’ın Rasûlü!” dedi.

Fahr-i Kâinât Efendimiz: “–Sana lûtfettiği şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O senin, kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2549)

ONLARA NASIL DAVRANMALIYIZ?

Sevâde bin Rebî -radıyallahu anh- şu muhteşem incelik ve merhamet misâlini nakleder: “Peygamber Efendimiz’in huzûr-i âlîlerine çıkıp bir şeyler istedim. Bana birkaç tane (3 ile 10 arasında) deve verilmesini söyledi. Sonra da şu tavsiyede bulundu: –Evine döndüğün zaman hâne halkına söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki hayvanları sağarken memelerini incitip yaralamasınlar!»” (Ahmed, III, 484; Heysemî, V, 168, 259, VIII, 196) Yine Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- koyun sağan bir şahsa rastlamışlardı. Ona: “–Ey filân! Hayvanı sağdığında yavrusu için de süt bırak!” buyurdular. (Heysemî, VIII, 196)

ALLAH, İYİ DAVRANMAMIZI EMREDİYOR

Sahâbeden Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh- bir gün develerine çok fazla yük vuran insanlara rastlamıştı. Deve, yükün ağırlığından ayağa kalkamıyordu. Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh- hemen devenin üzerindeki fazlalıkları atıp hayvanı ayağa kaldırdıktan sonra sahiplerine şöyle dedi: “–Eğer Allah Teâlâ, hayvanlara yaptığınız eziyetleri affederse, size büyük bir mağfirette bulunmuş olur. Ben Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim: «Allah Teâlâ bu dilsiz hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Verimli bir arâziden geçiyorsanız hayvanların biraz otlamasına müsâade edin! Kurak bir yerden geçiyorsanız oradan çabuk geçin, bu tür yerlerde fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı ve zarar vermeyin!»” (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, IX, 346/1978)

‘CAN’LARA KARŞI NEZAKET

Efendimiz’in bu tâlimatları neticesinde, İslâm’dan önce insanların bile göremediği nezâket ve inceliği, müslümanlar hayvanlara gösteriyorlardı. Bir defasında Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Mekke’ye gitmek üzere ihramlı olarak Medîne’den çıkmıştı. Üsâye mevkiine geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Burada, gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan gördü. Âlemlerin Efendisi, ashâbından bir şahsa, herkes geçinceye kadar ceylanın yanında bekleyip kimseye hayvanı tedirgin ve rahatsız ettirmemesini emretti. (Muvatta’, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78)

BAŞLARINA NÖBETÇİ DİKTİ

Yine Peygamberimiz ve ashâbı, fethetmek üzere Mekke’ye doğru ilerlerken, hayvanlara muâmele husûsunda muhteşem bir tablo daha sergilendi. Bu tavır, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzının da bir ifâdesiydi. Âlemlerin Efendisi, on bin kişilik muhteşem ordusuyla Arc mevkiinden hareket edip Talûb’a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek gördü. Hemen ashâbından Cuayl bin Sürâka’yı yanına çağırarak onu bu kelp ve yavrularının başına nöbetçi dikti. Anne kelbin ve yavrularının İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi husûsunda tembihte bulundu. (Vâkıdî, II, 804)