GÜNDEM
Giriş Tarihi : 10-10-2020 08:36   Güncelleme : 10-10-2020 08:36

1992 HOCALI SOYKIRIMI

Hocalı soykırımı adını her duyduğumda ister istemez Cengiz Mustafayev’i hatırlarım. Dünya kamuoyu ve biz hepimiz “Hocalı Soykırımı”nı onun kamerasından görüp öğrendik. Kamerasının arkasında ağlaya-ağlaya bütün detayları kaydedip Türk ve dünya kamuoyuna duyuran Cengiz Mustafayev’in cesareti, zekâsı, uzak görüşlüğü ve unutulmaz kahramanlığı olmasaydı,

1992 HOCALI SOYKIRIMI

Eğer bugün dünya kamuoyu ve Türk dünyası “Hocalı Soykırımı”nın görüntülerini görüyorsa, yakın tarihin Ermeni vahşetinin kanlı hadisesine tanıklık edebiliyorsa, bunu Cengiz Mustafayev’e borçludur. Ne kadar anlamlıdır ki, Cengiz Mustafayev, Hocalı soykırımını görüntülerken şehit oldu. Ancak Azerbaycan tarihinde en büyük işlerin birine imza attı. Hocalı soykırımını anma toplantılarında izlediğimiz görüntüleri çeken Cengiz Mustafaayev, fiziki olarak yanımızda olmasa da Karabağ yaşadıkça, Azerbaycan yaşadıkça Türk milletinin kalbide ve zihninde ebediyete kadar yaşayacaktır. Hocalı adını ve bu kasabanın masum ahalisinin başına getirilen felaketi yerinde görüp kaleme alıp yayınlamak isteyen yabancı gazeteciler olay yerine gelmeye başlamışlardı. Onlara Hocalı felaketini ilk kez dünyaya yayımlayan Cengiz Mustafayev eşlik etmişti.

Biz Türkler, tarih boyunca tekrar tekrar yaşadığımız acıları, faciaları açık bir şekilde insanlığa duyurulması konusunda tevazu gösterirken Ermeniler, “Haç”ın gölgesine sığınarak yalandan ağlayıp sızlayarak isteklerini dünya kamuoyuna duyurmuşlardır.

Türk milleti ve Türkler, asılsız, Ermeni iddialarının hedefindeyiz. İki yüzyıla yakın bir süredir ki, Türk dünyası Ermeni terörünün meydana getirdiği facialarla karşı karşıyadır. Ermeni yalan ve iftiralarına kanan dünya kamuoyu ise sözde “Ermeni Soykırım” iddialarını araştırmaktadır. Dünya milletlerinin huzurunu bozan, Taşnak yönetimindeki Ermenistan’ın ve Ermeni kopuntusunun  “Türk” düşmanlığının Türkiye ve Azerbaycan başta olmak üzere Gürcistan, Kuzey Kafkasya halklarına karşı da toprak iddiaları olduğu unutulmamalıdır. Ermenilerin "Büyük Ermenistan" hülyası doğrultusunda, 1905-1907, 1917-1920, 1948-1953 ve 1988’den günümüze kadar Azerbaycan ve Anadolu Türklerine yönelik düşünülerek planlanmış, bir soykırım siyaseti yürüttüğü ve bu siyaseti hayata geçirmek için büyük çaba harcadığı tarihi olgu ve gerçektir. Azerbaycan’ın ayrılmaz parçası ve stratejik önemi çok büyük olan Karabağ, Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından, 1992 yılında Azerbaycan'ın milli sınırlarını geçen Ermeni ordusu, daha önce Karadağlı, Meşheli ve Baganis-Ayrım köylerinde etnik temizlik yapıp 12 Şubat 1992 de Malibeyli ve Kuşçular Köylerinde 50 Türkü katletmişlerdi.

Hocalı çok eski bir Türk yurdu ve şehriydi. 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece, Ermeni subay ve askerlerden oluşan ve Hankendi’nde konuşlanmış Tümgeneral Zarvigarov komutasındaki 366.Özel Rus Motorize Alayı desteğindeki Ermenistan ordusu, Hocalının giriş ve çıkış yollarını kapatıp soykırım için harekete geçti. Rus Motorize Alayının tanklarından açılan top ve roket ateşi ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hale getirilerek kasabanın dış dünya olan ilişkisi tamamen kesildi. Savunmasız kalan Hocalıya giren Rus destekli Ermeni askerleri, kadın, ihtiyar genç, bebek çocuk, bebek ayrımı yapılmadan silahsız ve savunmasız Hocalı halkını vahşîce katledildi. Katliamın gerçekleştiği tarihlerde 10 bin nüfuslu Hocalı’da 3 bin civarı Azerbaycan Türkü bulunmaktaydı.

Hocalı’da, 20. Yüz yılda sivil halka yönelik dehşet verici olayları yaşandı. Ermeniler, canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini insanları sistematik işkencelere, tıbbî deneylere tâbi tutarak, katletmişlerdir. Hızar ve testere bıçak, kasatura kullanarak, insanların diri diri insanların kol ve bacaklarını kesip, genç kızlara tecavüz edip, önce saçlarını sonra kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. İnsanların kafalarını kesip sepetlere doldurdular.

Resmi verilere göre, bu alçak ve vahşi saldırıda; 83’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı ihtiyar olmak üzere 613 kişi çeşitli işkence yöntemleriyle katledildi. Olayda 8 aile tamamen yok edilirken 487 yetişkin kişi ile 76 çocuk ağır şekilde yaralandı. 1275 kişi ise esir alındığı, 26 çocuğun yetim, 130 çocuğun öksüz kalmış ve 56 hamile kadının karnı yarılmış vaziyette bulunduğu Hocalıdaki Ermeni vahşetinde, 150 kişinin ise kayıp olduğu ve akıbetleri bilinmemektedir. Geri kalan nüfus ta bin bir zorluklarla canını kurtarabilmişti. Ancak yaşadıkları tahribatından ruhları ve hafızaları bir daha asla kurtulamamıştır. Ermeni vahşetinin kurbanlarının cesetleri üzerinde yapılan incelemelerde; cesetlerin yakıldığı, birçoğunun kafa derilerinin yüzüldüğü, gözlerinin oyulduğu, kulak, burun ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar ve yaşlılar bile nasiplerini almışlardı.

Bir gece önce akşam 11 civarında, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı'nın üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek, kasaba sakinlerini doğudaki açılışa doğru sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar mülteciler Dağlık Karabağ’ın doğu yüksekliklerine ulaşmış ve aşağıdaki Ağdam'a doğru inmeye başlamışlar. Buradaki tepeciklerde yerleşen sivilleri güvenli arazide takip eden Dağlık Karabağ askerleri onlara ulaşmışlardı.Mülteci kadın Reise Aslanova İnsan Hakları İzleme Örgütüne verdiği bilgide; "Onlar sürekli ateş ediyorlardı" diye konuşmuştu. Arabo'nun savaşçıları daha sonra uzun zaman kalçalarında taşıdıkları bıçakları kınlarından çıkararak bıçaklamaya başlamışlar...

Olayın yaşanmasından iki gün sonra ancak Hocalı’ya ulaşmak mümkün oldu. Görgü tanıklarının karşılaştıkları ürpertici manzara sözle ifade edilemeyecek kadar ağır ve amansız idi. Bütün benliği ile yaşadığı toprağa bağlı olan Hocalı’nın sade insanların, o toprakta daha yeni ayağa kalkıp yürümeye başlamış masum çocukların bedenlerini, 1992 yılının 25/26 Şubat’ının soğuk kış gecesi sıcak vatan toprağı kendi kucağına almıştı. Kim bilir, son nefeslerinde bu soydaşlarımızın son istek ve dilekleri istekleri, dilekleri ne olmuştu?

 Şu bir gerçek ki, soydaşlarımızın nasipleri vatan toprağını kucaklayarak şehitlik mertebesine yükselmek oldu.

1980’lerin sonlarından itibaren Kafkasya’yı yakından izleyen ve Hocalı faciası sırasında bölgede bulunan ABD’li Gazeteci-Yazar Thomas Goltz, olayın “Bölgede yaşayan Azerbaycan Türklerine karşı toptan imha amacı taşıdığını, o nedenle apaçık soykırım olduğunu” yazmıştı.

***

Tarih: 25 Şubat’ı 26 Şubat’a 1992,

Yer: Azerbaycan, Karabağ’da Hocalı kasabası.

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Iğdır’da Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.

Karnı burnunda çaresiz bir Azerbaycan Türkü kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...

Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK–47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:

-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)

-Akçik... (Kız)

Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.

-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)

-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette…)

Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver.)

***

Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azerbaycanlı kadın başını kale direği yapmışlar ve top arayışına girmişlerdi…

 Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

-Asixn ma/çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)

Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü...

Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyorlardı.

Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 27 yıl önce yaşandı. Her iki olay da Ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azerbaycan Türk’ü çeşitli işkence yöntemlerle vahşice katledilmiştir.

***

Hocalı'ya yakın bölgede Ermeni askeri birliklerine komutanlık yapmış olan Eski ASALA eylemcilerinden biri Monte Melkonyan,  ölümünden sonra Markar Melkonyan; kardeşinin günlüğünü “Benim Kardeşimin Yolu” (My Brother's Road) adıyla ABD'de yayınladığı kitapta, Hocalı katliamını şöyle tasvir etmişti:

“Bir gece önce akşam 11 civarında, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı'nın üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek, kasaba sakinlerini doğudaki açılışa doğru sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar mülteciler, Dağlık Karabağ’ın doğu yüksekliklerine ulaşmış ve aşağıdaki Azeri kenti olan Ağdam'a doğru inmeye başlamışlar.

Buradaki tepeciklerde yerleşen sivilleri, güvenli arazide takip eden Dağlık Karabağ askerleri onlara ulaşmışlar. Mülteci kadın Reise Aslanova, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne yaptığı açıklamada ‘Onlar sürekli ateş ediyorlardı’ diye konuşmuştu. Arabo'nun savaşçıları daha sonra uzun zaman kalçalarında taşıdıkları bıçakları kınlarından çıkararak bıçaklamaya başlamışlar. Şu anda yalnız kuru çimenden esen rüzgârın sesi ıslık çalıyordu ve ceset kokusunu uçurması için bu rüzgâr henüz erkendi. Monte, üzerinde kadınların ve çocukların kırılmış kuklalar gibi saçıldığı çimene eğilerek "Disiplin yok" diye fısıldadı. O bu günün önemini anlıyordu. Bu gün Sumgayıt Pogromu’nun 4.yıl dönümüne yaklaşıyordu. Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka, aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.”

***

Mülteci kadın Reise Aslanova, İnsan Hakları İzleme Örgütüne verdiği ifadede; "Onlar sürekli ateş ediyorlardı" diye konuşmuştu. Aslanova, “Arabo'nun savaşçıları daha sonra uzun zaman kalçalarında taşıdıkları bıçakları kınlarından çıkararak bıçaklamaya başlamışlar. Şu anda yalnız kuru çimenden esen rüzgârın sesi ıslık çalıyordu. Ceset kokusunu uçurması için bu rüzgâr henüz erkendi. Monte üzerinde kadınların ve çocukların kırılmış kuklalar gibi saçıldığı çimene eğilerek "Disiplin yok" diye fısıldadı. O bu günün önemini anlıyordu. Bu gün Sumgayıt Pogromunun dördüncü yıldönümüne yaklaşıyordu. Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.

***

Bu kanlı hadisenin tanığı, bütün ailesinden yalnız kucağındaki körpe kızını ve 4 yaşındaki oğlunu kurtarabilen genç bir ana gözyaşları içerisinde, yürek parçalayan Hocalı hadisesini şöyle anlatıyordu:

Hocalıdaki av tüfeklerini de halktan almışlardı. Bizim kendimizi savunmak için hiç bir imkânımız kalmamıştı. Yalnız kocam tüfeğini saklamıştı. Biz ateşler içerisinde viran olmuş Hocalı’nın dışına güçlükle gelebildik. Sonra gördük ki silahlı Ermeniler, bizi izleyerek arkamızdan ateş açıyor. Onlar bize ulaşıp öldürmek ya da esir etmek istiyorlardı. Eşim durup onlara ateş etmeye başladı.“Kaçın, ele geçmeyin!”diye bağırdı. Ailemizden birkaç kişi arkadan vurulup yere serildi. O ise hala silahlılarla çarpışıyordu. Ben yalınayak, başım açık, iki çocuğumla uzaklaşıp karanlıkta gözden kaybolunca onun sesini duyuyordum: “kaçın, gizlenin, görünmeyin!”

Büyük Ermenistan projesinin kilit konumundaki simalarından ve Ermenistan’ın bu günkü Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın arkadaşı Soykırımcı Yazar Dr. Zori Beleyen, 1996 yılında Ermenice yazdığı “Ruhumuzun Canlanması” adlı kitabında, bizzat Karabağ'da uygulamasını yaptığı “soykırımcılığı” şu şekilde anlatmaktadır:

“Biz çete üyesi Haçatur’la zapt edilmiş evlerden birisine girdiğimizde bizim askerlerin 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilediklerini gördük. Haçatur çocuğun bağırmaması için anasının kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Sonra ben bu Türk çocuğa onun atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Onun karnının, başının, göğsünün derisini soydum. Saatime baktım. Çocuk 7 dakika sonra kan kaybından yaşamını yitirdi.

İlk mesleğim doktorluk olduğu için merhametliydim. Bu yüzden de çocuğa yaptığım eziyetten dolayı mutluluk duymadım. Ama ruhum halkımın bir kısmının bile öcünü aldığı için gururluydum. Sonra Haçatur’la ölmüş çocuğun cesedini doğradık ve Türklerle aynı kökten olan köpeklere attık. Akşam aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Kendi halkımın intikamının yüzde birini aldığım için ruhum mutlulukla dolmuştu. Ben her Ermeni vatansever gibi kendi vazifemi yerine getirdim. Hacatur çok terlemişti. Ama ben onun gözlerinde ve diğer kardeşlerimin gözlerinde intikam ve gülcü hümanizm mücadelesini gördüm. Ertesi gün kiliseye giderek 1915 yılında ölenlerimiz ve dün yaptığımız olaylardan ruhumuzun temizlenmesi için dua ettik.”(s. 260-262)

Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Hocalı’da bütün yaşananlar, batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. Olayın şahitlerin anlattıklarını dinleyenler, önce kulaklarına inanamadılar. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının olayı abartmadığını kısa sürede anladılar.